Anasayfa » Haberler » Sosyal ve Kültürel EtkinliklerTarihin Beşiği, Mezopotamya’nın En Kadim Şehirlerinden Biri Olan Mardin’i Gezdik
Tarihin Beşiği, Mezopotamya’nın En Kadim Şehirlerinden Biri Olan Mardin’i Gezdik
06 Kasım 2013       

Farklı kültürlere ve dinlere ev sahipliği yapan, mimarisiyle tüm geçmişini gözler önü seren Mardin’i keşfetmek üzere düzenlediğimiz gezimiz 26-29 Ekim tarihleri arasında gerçekleşti.

Gezimizin ilk günü olan 26 Ekim Cumartesi günü, aksam saatlerine doğru Mardin’e ulaştık. Mardin sokaklarında kısa bir yolculuğun ardından yöresel mimari tarza uygun şekilde, eski bir konağın yeniden düzenlenmesi ile oluşturulmuş ve tarihi Zinciriye Medresesi’ne komsu olan otelimize yerleştik. Akşam namazlarımızı eda edip bir süre dinlendikten  sonra  otelimizin tarihi atmosferi içinde yöresel tarzda hazırlanmış görkemli bir sofra bizi karşıladı. Afiyetle yediğimiz yöresel yemeklerden sonra çaylar eşliğinde muhabbet ederek günün yorgunluğunu attık. Yatmadan önce Mardin sokaklarında kısa bir gezi daha yapıp Mardin’in ünlü kuruyemişi “mavi badem”den ve yerel kuruyemişçilerin çeşitli kahveleri karıştırarak hazırladığı özel kahveden bolca satın aldık.

Ertesi sabah kahvaltının ardından otelden çıkış yapıp kendimizi erkenden Mardin sokaklarına attık. Bugünlerde “Eski Mardin” diye adlandırılan ve pek çok tarihi eser barındıran bu kadim şehrin merkezinde çeşitli medrese ve camileri ziyaret ettikten sonra Deyrulzafaran Manastırını, Mardin Ulu Camiyi ve Dara Antik Kentini ziyaret ettik.

SONY DSC

Deyrulzafaran Manastırı Mardin’in doğusunda bir tepenin üstüne, Mardin Ovasına hakim bir noktaya kurulmuş. Adını eski zamanlarda etrafında yetişen safran bitkisinden alan manastır milattan önce güneş tapınağı olarak kurulmuş, daha sonra da Romalıların kale olarak kullandığı bir bina üzerine inşa edilmiş. Bugünkü halini ise 18.yy da almış. Halen aktif olarak kullanılmakta ve dünyanın pek çok yerinden gelen Süryaniler tarafından ziyaret edilmekteymiş.

SONY DSC

Mardin’in en eski camisi olan Ulu Cami’nin 11.yy da Selçuklular tarafından kurulduğu, Artuklu döneminde bugünkü şeklini aldığı düşünülüyor.  En dikkat çekici özelliği ise Peygamberimizin ilk üç safın daha faziletli olduğu hadisine binaen caminin dikdörtgen olarak inşa edilmesi. Böylece daha çok kişi ilk üç safta yer alabiliyor.

Mezopotamya’nın Efes’i olarak anılan Dara antik kenti ise Mardin’in 30 km güneydoğusunda kurulmuş. Kentin tarihi tam olarak kesinlik kazanmasa da Romalılar tarafından askeri bir yerleşim olarak kullanıldığı sanılıyor. Kayalar oyularak oluşturulmuş odalar aynı zamanda mezar olarak kullanılmış ve askerler eşyaları ve sevdiklerinin gözyaşlarını içeren gözyaşı şişeleriyle birlikte kullandıkları odalara gömülmüş.

Dara antik kentini ziyaret ettikten sonra  Midyat’a geçiş yaparak otelimize yerleştik. Akşam yemeğini otelde yedikten sonra günün yorgunluğunu ünlü bir künefecide tatlı yiyerek, çay içip sohbet ederek attık.

SONY DSC

Gezimizin 3’üncü gününde baraj tartışmaları nedeniyle sık sık gündeme gelen Hasankeyf’i ziyaret etme imanı bulduk. Hasankeyf Dicle nehrinin kıyısına kurulmuş antik bir kent. Yaklaşık 6000 mağara ev olduğu söyleniyor. Yukarı kısımda bir kale ve etrafta cami gibi çeşitli tarihi yapılar mevcut. Antik kentin bilinen tarihi M.Ö. 8. yy‘a kadar gidiyor. Milattan sonraki ilk yüzyıllarda Hasankeyf, Bizanslılarla Sasaniler arasında el değiştirmiş. Müslümanlar Hasankeyf’i Hz. Ömer döneminde 638 yılında ele geçirmişler. Halifeler döneminin ardından sırası ile Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyubiler ve Osmanlılar buraya hakim olmuş. Bölgede önemli eserler bırakmış olan Artuklular’a 130 yılı aşkın bir süre başkentlik yapmış olan Hasankeyf, bu dönemde ticaretin önemli merkezlerinden biri olmuş. Bugün de turizm nedeniyle küçük bir ticaret merkezi halinde.  Hasankeyf’i ziyaret ettikten sonra öğle yemeğini için Beyaz Su mevkiine doğru yola çıktık. Beyaz Su adından da anlaşılacağı gibi bir akarsuyun etrafına kurulmuş restoranlardan oluşuyor. Burada öğle yemeğinin ardından namazımızı eda ettik ve Mor Gabriel manastırına doğru yola koyulduk.

SONY DSC

Midyat’ın 23 km güneydoğusuna kurulmuş olan Mor Gabriel gerçekten görkemli bir yapı ve halen aktif olarak kullanılmakta. Bu nedenle olsa gerek, gayet iyi korunmuş. Dış kapıdan giriş yaptıktan sonra iki tarafı ağaçlarla çevrili uzunca, hoş bir yoldan Manastıra doğru ilerledik. Manastırda yaşayan bir Süryani’nin rehberliğinde Mor Gabriel’i gezdik. Rehberin nazik tavırları, manastırın temizliği ve düzeni bize kendi ibadethanelerimize ne kadar özen gösteriyoruz sorusunu sordurdu.. Tabi ki bu manastırda çoğunluğu rahibe 70’den fazla kişinin yaşamasının da bu nezih ortamı elde etmede önemli bir payı olduğunu düşünüyoruz.

Mor Gabriel’den ayrıldıktan sonra grubun bir bölümü otele geçerken bir bölümü Midyat çarşısında alışverişe çıktı. Bir süre takı dükkanlarında alışveriş yaptıktan sonra yöresel yemekler sunan bir mekana doğru ilerledik. Bu arada sıkı pazarlıkçı dostlarımız esnafı bir hayli zorladı.. Bugünü de yer sofrasında sunulan yöresel yemekler eşliğinde keyifli bir sohbet ile tamamladık.

SONY DSC

Ertesi gün sabah erkenden otelimizden ayrılarak ünlü Hasan Paşa Hanı’nda kahvaltı yapmak için Diyarbakır’a doğru yola çıktık. Burada gerçekten namına layık bir kahvaltı sofrası bizi karşıladı. Kahvaltıdan sonra namazlarımızı eda etmek için bir süredir restorasyonda olan Ulu Camiye geçtik. Namazdan sonra 4 ayaklı Minareyi ve Diyarbakır surları içinde yer alan Keçi Burcunu ziyaret ettik. Buradan adını Halid bin Velid’in (r.a.) oğlu Süleyman b. Halid’den (r.a.)  alan ve avlusunda 27 sahabe  mezarı bulunan Hz. Süleyman Cami’ni ziyarete gittik.  Aksam namazına bir miktar vakit olması nedeniyle burada hem biraz dinlendik hem de tefekkür ve duaya zaman ayırma imkanımız oldu. Diyarbakır’ın fethinde görev alan bu kutlu şahsiyetleri de ziyaret ettikten sonra akşam yemeği için ünlü bir yerel restorana doğru yola çıktık. Diyarbakır’a has saç tava, kaburga dolması ve irmik tatlısının da tadına baktıktan sonra 29 Ekim Salı akşamı İstanbul’a dönmek üzere havalimanına doğru yola çıktık.

Bunca güzel mekan ve yöresel lezzetler dışında bu geziye asıl keyif katan şey BYV ailesinin bir parçası olmak, BYV camiasından güzel insanlarla sohbet edip, birlikte zaman geçirebilmekti. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun.

Haber: Osman Kaya-(CE’ 07)