Anasayfa » HaberlerSüleyman Gündüz ile Kudüs’ün Dünü, Bugünü ve Yarınını Konuştuk.
Süleyman Gündüz ile Kudüs’ün Dünü, Bugünü ve Yarınını Konuştuk.
12 Mayıs 2020       

9 Mayıs Cumartesi günü Hamilik Okulu Hasbihallerimiz kapsamında düzenlediğimiz Kudüs’ün Dünü, Bugünü ve Yarını konulu online etkinlikte Süleyman Gündüz’ü misafir ettik.

Vakıf mensuplarımızdan, Seyir Defteri’nin müessesi Seyit Ali Demirer yönetiminde gerçekleştirilen velûd hasbihâl ile Kudüs tekrar gündemimize taşınmış oldu.

Hamilik Okulu Komisyonumuzun değerli mensuplarından Esra Öz, Merve Kılıç, Eslem Fide ve Zehra Betül Meriç’in deşifre ettiği etkinlik video kaydına ilişkin konuşma metinlerinin bir kısmını Vakıf Müdürümüz İbrahim Ethem Gören redaksiyonuyla irfanınıza arz ediyoruz:

Seyit Ali Demirer

Boğaziçi Yöneticiler Vakfı’nın Kıymetli Hamilik Okulu’nun projesi kapsamında bugün bu programı yapıyoruz. Arkadaşlar başlığı “Kudüs: Dünü, Bugünü ve Yarını” koymuşlar. Ben kısaca Süleyman Gündüz Üstad’dan bahsedeyim 1961 Trabzon Çaykara doğumlu Süleyman Hoca. Çaykara’nın da bir hikâyesi var hocam. 1982’de Erzurum Atatürk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden mezun olmuşlar. Uzunca bir süre diş hekimliği yapıyor, 1989’da da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Fotoğrafçılık okuyor. Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Sosyoloji yüksek lisansı yapıyor. 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a Balkanlar konusunda danışmanlık yapıyor. Dayanışma Vakfı’nın ve Bosna Hersekliler Kültür Dayanışma Derneği’nin hem kurucusu, hem de başkanlığını yapıyor. 22. Dönem Sakarya milletvekili. Kafkas İslam Ordusu 1918 belgeselinin yapım ve yönetmenliğini yaptı. Aynı zamanda Kut’ü’l-Amare Kardeşlik Cephesi’nin de yapımcısı… Küresel Isınma ve İklim Değişikliği İzleme Komitesi Başkanı. Bir dönem Yeryüzü Doktorları’nın sözcülüğü yapmış. Yeni Şafak Gazetesi’nde yazılar yazmış. Pek çok fotoğraf sergisi açmış. Süleyman Bey’in oldukça uzan bir özgeçmişi var. Bu kadarıyla iktifa edelim ve sözü Süleyman Gündüz’e bırakarak “Kudüs” diyeli…

Süleyman Gündüz

Çok teşekkür ediyorum ben de Boğaziçi Yöneticiler Vakfı Hamilik Okulu’nun organizatörlerine çok teşekkür ediyorum. Boğaziçi Yöneticiler Vakfı ile birlikte birkaç kez Kudüs’e ve Balkanlara beraberce gittik. Ayrıca bir de ben Hamilik Okulu Vakfı’nın özellikle Afrika’da yaptığı organizasyonları yerinde görmüş ve yerinde tespit etmiş biriyim. Ayrıca Boğaziçi Yöneticiler Vakfı Hamilik Okulu Komisyonu öğrencileri ile beraber bir Balkan ziyaretimiz oldu, İbrahim Ethem Beyin riyasetinde. Ben buradan Bahattin Bey’e ve İbrahim Ethem kardeşimize çok teşekkür ediyorum.

Şabat günü Kudüs’ü konuşmak önemli!

Böyle bir günde de Kudüs’ü konuşmak “Şabat vakti günü’ Kudüs’ü konuşmak önemli bir şeydir, bugün nihai olarak Eski Ahit’e göre, yani dünyanın yaratılış süreci ile ilgili olan bir bayram günüdür. Ve dahi Kudüs bugün bütün insanlığın kendisine yöneldiği ve yine bütün insanlığın dikkatini yönelttiği en önemli merkezlerden biridir.

Sadece Müslümanlara, Hristiyanlara ve Yahudilere özgü değil, yeryüzünde hak ve egemenlik iddiası içinde olmuş olan bütün toplumlar bu bölgeyi ele geçirmek için olağanüstü çaba sarf ettiler, mücadele ettiler. Nitekim dünyanın farklı bölgelerinden ordular bu bölgeyi ele geçirmek için yola çıkmıştır ve Kudüs’ün surlarında iktidarları devrilmiş ve onların o iktidarları yerine yenileri kurulmuştur. Bundan dolayıdır ki Kudüs iki kez yerle bir edilmiş, tamamen yıkılmış, 23 kez saldırıya uğramış, 53 kez işgal edilmiş ve 44 kez de işgal edilmiş ve geri alınmıştır. 

Hemen hemen bütün şairlerin, romancıların, öykücülerin ve sanatkârların Kudüs’le ilgili imgesel olarak ortaya koydukları anlayış şudur: Kudüs daha çok göklerde inşa edilmiş ve oradan yeryüzüne indirilmiş bir şehirdir. Şair, yazar ve entelektüel zatların Kudüs imgesi böyledir. Bundan dolayıdır ki şair Sezai Karakoç bir şiirinde şöyle der: “Kudüs Tanrı şehri bütün insanlığın şehri/Gökyüzünde inşa edilip yeryüzüne indirilen şehir”. 

Yeryüzünde insanlığı Kudüs kadar etkileyen çok az şehir vardır.

Dolayısıyla Kudüs’ün simgesel karşılığı budur, yeryüzünde insanlığı bu kadar çok etkileyen başka bir şehir yoktur. Şüphesiz Müslümanlar için, bizim sınıflama dışı olarak tuttuğumuz iki şehir var. Bunları çokça anladığımız zaman, ‘insanlar niye bunları anlıyorsunuz?’ diye zaman zaman eleştiri yaparlar, onlar bir sınıflamanın dışındadır. Kategorik olarak onları bir şeye ekleyemeyiz. Mesela dün akşam seyahat kültürü üzerinden yaptığım bir konuşma vardı orada bu konu dile getirildi, Mekke ve Medine’ye seyahat yapılmaz. Mekke ve Medine ibadet maksadıyla ziyaret edilir. Seyahat yapmak ayrı bir şeydir, ibadet edip ziyaret etmek ayrı bir şeydir.

Kudüs hem seyahat hem de ziyaret mahallidir.

Kudüs hem seyahat edilebilecek hem de ziyaret edilmesi gereken hangi anlayışa sahiptir.

Bundan dolayıdır ki biz Kudüs’e seyahat etmeyiz, Kudüs’ü ziyaret ederiz.

Seyit Ali Demirer

Kudüs bir haremdir değil mi hocam?

Süleyman Gündüz

Evet, yeryüzünde Allah’ın mübarek kıldığı üç şehir var. Bir tanesi hiç şüphesiz Harem-i Şerif’in olduğu Mekke’dir, diğeri Mescid-i Nebevi’nin olduğu Medine’dir, bir üçüncüsü de Mescid-i Aksa’nın olduğu Kudüs’tür. Hazır bundan bahsederken Müslümanların gündemine Kudüs iki vaka üzerinden girmiştir. Bir tanesi şüphesiz İsra, yani gece yürüyüşü, diğeri ise Miraç hadisesi yani yükseliş. Bundan dolayıdır ki İsra Suresi birinci ayette Kudüs’le ilgili şöyle buyurulmaktadır: Bir gece, kendisine bazı âyetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten her şeyi işitmekte ve görmektedir.”

Ayet-i celiledeKudüs’le ilgili çok önemli bir vurgu vardır. İsra Suresi’nin ilk ayetinde “İsra” gece yürüyüşü olarak nitelendirilir, ayette böylebuyuruyor aziz Kuran’da şanı yüce Rabbimiz.

Aziz peygamberimize ait de Kudüs’leilgili birçok hadis-i şerifler var. Hemen hepsi etkileyicidir. Birini arz edelim: “Ey Kudüs! Allah’ın seçtiği toprak ve onun kullarının vatanı, senin duvarlarında dünya dünya oldu ey Kudüs, sana doğru inen çiğ taneleri bütün hastalıkları iyi ediyor. Çünkü geldiği yer cennet bahçeleridir.”

Kudüs şairlere ilham kaynağı olmuştur.

Kudüs şairlere de ilham kaynağı olmuştur. Nitekim Nizar Kabbani Kudüs’ü tanımlarken onu ‘yerlerin göklere en yakın avlusu’ olarak tanımlar. Az önce arz ettiğim hadis-i cennet metaforu üzerinden derlenmiş olan şey nihaiolarak budur.

Ebû Zer el-Gifârî (ra), Hz. Peygamber efendimize –sallallahüaleyhivesellem- bir soru yöneltir: “Ya Rasulallah Allah’a ibadet etmek için yeryüzünde inşa edilmiş ilk mabet hangisidir?” Allah resulü cevap verir: “İlk mabet Mescid-i Haram’dır yani Kâbe’dir.” Mükâleme şöyle devam eder: “Peki ondan sonra hangisidir?” “Ondan 40 yıl sonra inşa edilen Mescid-i Aksa’dır”  

Tüm bunları anlatışımın aslında bir gayesi var. Biraz sonra tarihsel sürece geçtiğim zaman imdadıma koşmuş olacaklar. Sadece aziz Kuran’da ve Hz. Peygamberimizin (sav) hadislerinde yer almıyor Kudüs, nihai olarak Eski Ahit’te de Yeni Ahit’te de Kudüs’ün bir karşılığı var. Eski Ahit’te özellikle Kudüs’le ilgiliBabil sürgününe gitmiş olan Yahudi çocuklarının okuduğu bir ilahi vardır. O ilahi şöyle başlar:Eğer seni unutursamey YeruşalimSağ elim hünerini unutsun. Eğer seni anmazsam. Eğer Yeruşalimi baş sevincimden üstün tutmazsam, Dilim damağıma yapışsın. ” Eski Ahit, Mezmur 137.

Kudüs’ün ikinci kez yerle bir edileceğine işaret olarak görülmüş olan bir vaka var, o da şüphesiz gerek Matta’da, Luka’da ve de gerekse Yuhanna’da ve Markos’ta geçen, Hz. İsa’ya atfen söylenmiş olan Hristiyan inancına göre İncil’de bir söz… Yani Yeni Ahit’te bir söz var. O da çok vecizdir aslında. Çünkü bu sözden aşağı yukarı 40 yıl sonra Kudüs 70 tarihinde Titus tarafından yerle bir ediliyor. Söz, Hz. İsa’nın son kez Kudüs’e girdiğinde Zeytin Dağı’ndan aşağı doğru inişinde, -onun Kudüs’ü son kez seyrettiği yerde-bu sözleri ifade ettiği yer olarak kabul edilen zeminde dominis vefit, yani Gözyaşı Şapeli oluşturulmuş. Hz. Hristiyan inanışına göre HZ. İsa’nın oradan Kudüs’e bakarak şöyle söylediği riyavet edilir:

 “Ey Yeruşalim peygamberlerini öldüren ve kendisine gönderilenleri taşlayan Yeruşalim. Tavuk yavrularını kanatları altına nasıl toplarsa ben de senin çocuklarını öyle toplamak istedim ve siz istemediniz. İşte eviniz size ıssız bırakılacak çünkü size diyorum Rabbin ismiyle gelen mübarek olsun deyinceye kadar artık beni bir daha göremeyeceksiniz.” (Matta 24. Bağ 38-39 bölümler)

Üç dine göre kutlu şehir: Kudüs.

Dolayısıyla böylece üç dinin de kutsadığı bir yerdir. Şimdi üç din denince burada şöyle bir parantez açmalıyım. Aslında bize göre tarih, Hz. Peygamberden (sav) önceki İslam tarihi ve Hz. Peygamberden (sav) sonraki İslam tarihi olarak ikiye ayrılır. Önce zihinlerimize bunu yerleştirmiş olmamız gerekiyor.

Kudüs’le ilgili o kadar çok öykü var ki, o kadar çok anlatılar var ki… Bunların bir kısmı kutsalı oluşturma konusunda temel oluşturmuş. Mesela bunlardan bir tanesi insanın yaratılışı ile ilgilidir. Bu konuda özellikle Eski Ahit’te yani Tevrat’ta insan yaratılışıyla ilgili, Hz. Âdem ile ilgili Hz. Âdem Kudüs toprağından yaratıldığı belirtilir.  Dolayısıyla Eski Ahit’te Kudüs’ün mübarekliğine, kudsiyetinin kaynağına dair bir atıf vardır. İkincisi Nuh tufanı… Nuh tufanı ile ilgili iki farklı kanaat var, bunlardan bir tanesi bölgesel olduğuyla ilgili, diğeri küresel olduğuyla ilgili… Bölgesel olduğuyla ilgili kanaatler daha güçlü. Nuh tufanında sular çekilmeye başlayınca, bunu bir nevi test etmek için barışı simgeleyen güvercin gönderilir.

Güvercin bir zeytin dalı ile geri gelir. Ve bu zeytin dalını Zeytin Dağı’ndan aldığını söylerler.

İlahi kitaplar insanlığın serüveninin Kudüs bölgesinden başlatır.

Hepimiz biliriz ki ilahi kitaplar insanlığın yeryüzü serüvenini bu bölgeden başlatır. Yani Hz. Âdem’in yeryüzüne inişi ve insanlığın yeryüzünde başladığı serüven aslında bu bölge ile ilgilidir. Şimdi burada iki farklı anlayış var. Birincisi, modern tarih yazıcıları insanlığın başlangıcını daha çok Afrika’ya doğru yani homosaphiensin başlangıcını, o modernleşmiş insanın başlangıcını biraz Afrika’ya doğru yönlendirir.

Modern tarih kitapları seküler bir mantıkla yazılmıştır.

İlahi kitaplar ise insanlığın başlangıcını Ortadoğu coğrafyasında yani Yemen’den Kudüs’e kadar olan bir coğrafyada başlatırlar. Modern tarih yazıcıları ile ilahi kitapların tarih izahları birbirleriyle çok çelişir. Çünkü modern tarih yazımı 18. yüzyıldan sonra gerçekleşmiştir ve seküler bir mantıkla yazılmıştır. Dolayısıyla ilahi kitapların ortaya koyduğu tarih izahları ile çelişmesi son derece normaldir.

İlk defa Kudüs terminolojisi yani ‘orşilumun’ adı ilk defa orta dönem Mısır Krallığında yani MÖ 5000 yıllarına ait olan metinlerde görüyoruz. Orta Dönem Mısır Krallığında Kral Abdi Heba’nın Tell Amarna mektuplarında ‘urkilimin’ olarak geçiyor. Kelimenin etimolojisine baktığımız zaman urşilum, yeruşalmi, yerşelayim, jerusalem ve darüsselam bütün kelimeler aslında Darüsselam’a gelip bütünleşiyor, Kudüs böylelikle bir nevi barış ve esenlik şehri adını almış oluyor.

Kudüs barış ve esenlik şehridir.

Hatta ironiktir, yani bu şehir barış ve esenlik şehridir. Bu şehirde hayat, savaş ve barış, zulüm ve adalet terazisinde tartılır. Kudüs’te eğer barış ve adalet egemen ise yeryüzünün her tarafında barış ve adalet egemen olur. Eğer Küdüs’te bir çatışma, gerilim, şiddet yani savaş ve zulüm varsa yeryüzünün her tarafında gerilim, kaos ve şiddet vardır. Dolayısıyla biraz hikmet ve irfanı öncelemiş olan tarihçilerin söyledikleri ve dahi siyasilerin söyledikleri şey şudur: Eğer dünyada şiddet gerilim ve kaos artmışsa mutlaka Kudüs’ün gözlerine bakınız, çünkü orada barış ve şenlik bozulmuş demektir. Zaten işin ironik tarafı da şudur: Yeryüzünde insanlar burada barışı ve esenliği, yani barışı ve adaleti sağlamak için çok fazla kan döktüler ve hâlâ kan dökmeye devam ediyorlar. Bu çerçeve içinde baktığımız zaman Kudüs’ün kendi ismiyle örtüştüğü ana kadar insanlık, bütün bir insanlık ailesi huzur içinde olmayacak, dolayısıyla şüphesiz yaşadıkları coğrafyada gerilim ve kaos olmayabilir ama bununla birlikte Kudüs’te olan kaos ve gerilim onları da şüphesiz etkilemiş olacaktır.

Dinler açısından baktığımız zaman Kudüs dediğim gibi hem Müslümanlar için,  hem Yahudiler için hem de Hristiyanlar için son derece önemlidir.

Bu güzel Kudüs sohbetinin tamamını aşağıdaki Youtube linkinden izleyebilirsiniz.