Anasayfa » HaberlerÖzgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya ile Ümmet Coğrafyamızı Konuştuk
Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya ile Ümmet Coğrafyamızı Konuştuk
1 Ocak 1970 - 00.00       

15 Mayıs Cuma akşamı Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya ile “Ramazan-ı Şerif Ayında Ümmet Coğrafyamıza Sorumluluklarımız” konulu bir sohbet gerçekleştirdik. BYV Kurucular Kurulu Üyesi Halim Sırçancı moderatörlüğünde yapılan programda salgın gündemiyle geri planda kalmış olan ümmet coğrafyamızdaki son durumu ve bölgeye ait sorumluluklarımızı ele aldık.

Rıdvan Kaya sözlerinin başında salgınla yaşananların insanlık aleminin belki de biraz olsun “öteki”ni daha fazla anlamasına vesile olması babından şunları söyledi: “2 aydan fazladır dünyanın bir tane gündemi var. Bütün siyasi, ekonomik tartışmalar çekişmeler bir tarafa bırakıldı. Sadece tıbbi tartışmalar konuşuluyor. Müslümanlar açısından da bakıldığında yakın zamana kadar İslam coğrafyasından sürekli ölüm, yıkım haberleri, sıkıntı haberleri üzerimize yağıyordu adeta… Fakat bir müddettir durum sanki eşitlenmiş gibi. Dünyanın gelişmiş kabul edilen ülkelerinden gelen haberler en azından bir müddettir İslam coğrafyasından gelen haberler kadar iç karartıcı. Elbette dünya üzerinde hiçbir insanın musibete uğramasını, zorluk yaşamasını istemeyiz. Ama şu görmek gerekiyor, yaşadığımız günler dikkat çekici. Keşke insanlar biraz daha düşünse ve ibret alsa. Newyork’ta ya da Londra’da ya da Paris’te insanların ölümüyle alakalı yaşananlar tüm dünyanın sıkıntısı olarak yansıtılıyor. Elbette insanların böyle çaresiz bir şekilde ölümü acıdır ama keşke bu vesileyle insanlar ibret alsa da İslam coğrafyasındaki ölüm ve yıkımın gündelik hayatın bir parçası olduğunu görebilseler… Şu anda Amerikalıların ya da Rusların ya da farklı güçlü devletlerin halklarının yaşadığı sıkıntıların çok daha fazlasını ve yıllardır sistematik olarak Müslümanlar olarak ümmet olarak yaşıyoruz. Allah-ü Teâla bu süreci inşallah Müslümanlar ve tüm insanlık açısından hayra vesile kılsın.”

Yakın zamana kadar sıcak gündemleriyle iç içe olduğumuz Suriye’de, Libya’da şu anda genel olarak neler oluyor? Konuğumuz bu soru hakkında anlık fotoğraf çekmenin ötesinde biraz daha geriden başlayarak değerlendirmelerde bulundu. Kaya şunları kaydetti:

“2011 yılında Arap Baharı süreci başladığında bütün dünyada, adaletten yana, insani ahlak ve erdeme önem veren herkeste bir umut dalgası oluştu. Fakat kısa bir süre sonra bu umut dalgasının yerini korku tablosuna bıraktığını ve giderek üzerimize hüzün çöktüğünü görüyoruz. İslam coğrafyasındaki zorbaların ve diktatörlerin gideceği ve insanların daha adil ve özgür bir ortama kavuşacağı beklenirken, gerek küresel güçlerin baskı ve iş birliğiyle gerekse de yerli despotların yoğunlaşan zulümleriyle statüko adeta yeniden ve daha güçlü bir şekilde tesis edildi. Statüko yıkılma korkusuyla daha sert ve zalimane bir şekilde Müslümanların üzerine saldırdı adeta… Dolayısıyla şu anda yaşadığımız süreç o statükonun saldırı sürecidir.

Suriye’de 5 Mart’ta Moskova’da kabul edilen ateşkes süreci devam ediyor ama bu ateşkes çok kırılgan durumdadır. Her an patlayabilir. Belli bölgelerde rejimle çatışmalar sürse de ağırlıklı olarak Suriye’deki mücadele daha dar olarak İdlib ve çevresinde devam etmektedir. Yer yer çatışmalar devam etse de genel hatlarıyla sükûnet hâkim.

Libya’da ise çatışma devam ediyor. Türkiye’nin müdahalesiyle en azından Hafter darbesi büyük ölçüde savuşturulmuş durumdadır. Hafter’in Libya’nın tamamına hâkim olma ihtimali ortadan kalkmış olsa da bu yenildiği anlamına gelmiyor. Ancak Türkiye’nin müdahalesiyle başkent Trablus’un Hafter’in eline geçme senaryosu akim kalmıştır. Şu anda Hafter’e destek veren grupların çözülmeye başlamasıyla Libya Müslümanlarının lehine bir ortamın ortaya çıkmasını ümit ediyoruz.”

Programımızda Rıdvan Kaya ile ağırlıklı olarak 10 yıla yakındır devam eden yıkım tablosuyla hem kendi halkını hem de tüm diğer Müslüman halkları fazlasıyla yoran ve üzen Suriye’nin durumunu ve geleceğini konuştuk. Kaya, Rusya’nın patronajındaki sürece dair yorumlarını paylaşmasının yanı sıra bölgedeki gruplar, oluşumlarla ilgili bilgiler verip meseleye dair Türkiye ve diğer Müslümanların yaklaşımlarını da ele aldı.

Rıdvan Kaya: Müslümanlar olarak adil olmak zorundayız. Adil olmak zor bir şey, ama adil kalabilmek daha da zor

“Ne bekleniyor Suriye’de, bundan sonra ne olacak? Ateşkes çok kırılgan. Türkiye’nin tutumuna bağlı olarak Rusya zaman zaman frene basıyor, fakat şartlar müsait olduğunda tekrar süreci ilerletmeye çalışıyor. Bundan sonra ne olacak? Çok büyük bir nüfus sınırımıza yaklaştı ve bunlar dar bir alana sıkıştı. Suriye konusunda herkesin çözüm anlayışı çok farklıdır. Bir taraftan da Cenevre’de devam eden bir süreç var. Anayasa yapım süreci burada devam ediyor ama bu süreç tamamen uluslararası güçlerin dekoratif bir çabası olarak gündemdedir. Bu çalışmaların somut bir sonucu yok. Zaten bir anayasa kompozisyonu düşünülürken taraflar yani muhalifler, tarafsızlar ve rejim güçleri diye birbirleriyle anlaşması, ittifak etmesi mümkün olmayan bir tablo ortada duruyor. Rejim bu savaşı kazandığını ve taviz vermeyeceğini söylüyor. Masada bu süreç çözümlenemez diye düşünüyorum. Yalnız son süreç çok dikkat çekicidir. İçinde bulunduğumuz süreçte birkaç haftadır Putin’in artık Esed’le yapamayacağına kanaat getirdiği şeklinde haberler çıkmaya başladı. Rejimin devamıyla birlikte Esed ailesi olmaksızın süreci sürdürmeye niyetli gibi bir takım yorumlar yoğunlaştı. Ancak ben buna biraz ihtiyatlı bakıyorum. Suriye halkına işkence eden düzen devam ettikten sonra sadece Esed’in gitmesi halkı rahatlatmayacaktır. En azından psikolojik olarak bunca katliamı, zulmü işlemiş bir ailenin, bir diktatörlük yapısının gitmesinin bir kazanım olacağı görüşündeyim. Ama iyimser değilim, zira bu tür yorumların Rusya’nın Esed’i biraz daha sıkıştırmakla kendi patronajını bütünüyle itirazsız kabul ettirebilmesi için gündeme geldiğini düşünüyorum.

Türkiye olmazsa bu bölge ayakta duramaz. Halkı ayakta tutma konusunda Türkiye Müslümanlarının açık bir desteği var. Türkiye Müslümanlarının bölgeye desteğinin küçümsenmesini doğru bulmuyorum, haksızlık olur bu. Ama yeterliliği konusunda içinde bulunduğumuz nimetler ve bunları kardeşlerimizle paylaşma sorumluluğumuz düşünüldüğünde ne yaparsak yetersizdir. Çok şükür Ramazan ayının getirdiği bereketle şu anda Suriye yardımları gayet iyi durumdadır. Kardeşlerimize kalbimizle de destek vermemiz lazım. Maalesef süreçte sırf Suriye halkı değil Türkiye Müslümanları da yoruldu. Maddi destek bir yana siyaseten de sahiplenmeyle alakalı sıkıntılar var. Müslümanların parçalanmışlığı zaten başlı başına bir sorun. Allah-ü Teâlâ’nın emrine rağmen ayrışmış durumdayız. Bunun ortaya çıkardığı zorluklar var, bunun yansımaları var. Müslümanlar olarak adil olmak zorundayız. Adil olmak zor bir şey, ama adil kalabilmek daha da zor… Çelişkiye düşmemek lazımdır. Bir mücadele İslami kimlikle İslami ölçülerden sapmadan devam ediyorsa başlı başına o mücadelenin devam etmesi bizim için bir kazanımdır. Allah yolunda mücadeleye devam edebilmek bir kazanımdır. Ben bu ölçüyle bakmamızın doğru olduğunu düşünüyorum. Bu ölçüde bakarsak Suriyeli kardeşlerimizi de gerçekten kardeşimiz olarak hissedebiliriz.

Biz sadece mazlum Müslümanlara yapmış olduğumuz infaklarımızla değil duygularımızla hatta eksik bıraktığımız dualarımızla da imtihan ediliyoruz. Dualarımız vatan sınırlarını aşmalıdır. Ümitvar olmalıyız, ümitvar olmak zaten Müslümanın sıfatıdır. Yeter ki ümitli olabilmemizi fiilen de geçerli kılacak adımlar atalım inşallah. Allah-ü Teâlâ kardeşlik bilincini hepimize hissettirsin inşallah.”

Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya son olarak ülkemizdeki muhacir kardeşlerimiz için de şu mesajı verdi: ”Yaşadığımız ülkede ciddi anlamda muhacir bir nüfus var, muhacir kardeşlerimiz var. Ağırlıklı olarak Suriyeliler ama sadece onlar değil. Farklı coğrafyalardan gelen kardeşlerimiz Türkiye’yi sığınak bellemiş durumdalar. Bu kardeşlerimizin yaşadığı sıkıntıları hepimiz biliyoruz. Pek çoğu kayıtsız çalıştığı için devletin salgın desteklerinden alma imkânları yok. Bu noktada hepimizin daha duyarlı olma konusunda çaba sarf edip etrafımızdaki insanları uyaralım. Hem imkânlarımız dâhilinde yardım etme hem de onların sıkıntılarını gündeme taşıma şeklinde bu kardeşlerimize destek olmalıyız.”