Anasayfa » Haberler » Yönetim Kültürü Etkinlikleri » Kadın Girişimcilik ToplantılarıMeltem Gürler ile girişimciliğe dair…
Meltem Gürler ile girişimciliğe dair…
24 Ekim 2009       

Kadın Girişimcilik Çalışma Grubumuzun Koordinatörü Sn. Fatma Genç Ünay, Kadın Girişimcilik Toplantımıza katılan Sn. Meltem Gürler ile ilgiyle okuyacağınızı düşündüğümüz, öznesinde kadın ve girişimcilik olan bir mülakat gerçekleştirdi…

1. Sizce girişimcilik hikâyeniz ne zaman ve nasıl başladı? Çocukken çevrenizdeki insanlar ‘Evet, Meltem’de girdiği ortamda farklılık oluşturabilen yetenek var?’ derler miydi? Yani sizdeki farkı fark etmişler miydi?

Ben iş hayatıma profesyonel olarak başladım ve girişimcilik öncesinde iş hayatında olmanın çok faydalı olduğunu düşünüyorum, bunu öneriyorum. Biraz farklı yapıların içinde çalıştıktan ve deneyim kazanıp, gözlem yaptıktan sonra insanın kendi işini kurması daha verimli oluyor. Ben de 10 yıllık profesyonel yaşantımın ardından kendi işimi kurdum, zorluklar elbette oldu ama azmedince üstesinden geliniyor galiba, önceden edinilen deneyimler de kesinlikle çok yol açıcı oluyor. Küçükken buna hazırlanıyor muydum, doğrusu hayır, çok planlar yaparak büyümedim sanırım; iyi bir eğitim almak her zaman hayatımın temel hedefiydi ama sonrasına dair net planlarım yoktu. Çocukluğumda bana dair en fazla söylenen, ortamlara kolay uyum sağlayabildiğimdi; girişken bir çocuktum,  iletişim kurmakta genellikle sorunum olmazdı, belki bu bir avantaj sağlamış olabilir.

2. Ailenizde veya yakın çevrenizde girişimci olarak nitelendirebileceğimiz rol modelleriniz var mıydı ve girişicilik macerasına doğru gidişinize tanıklık edenlerin bu tutumları ne olmuştu? Girişimcilik algısının ailede oluştuğunu ve bu noktada aile eğitimlerinin önemli olduğunu söylemek mümkün mü?

İnsanın etrafında rol modellerin olması kesinlikle çok önemli ve belirleyici ancak benim durumumda böyle olmadı. Tam tersine hem annem hem babam devlet memuruydu ve kendi işini yapmak düşüncesine oldukça uzaklardı, ben buna niyet ettiğimde de özellikle annem çok endişelenmişti ama çok da destek oldular; her ikisinin de hakkını ödeyemem. Hem oğlumu büyütme sorumluluğumu paylaştılar hem de maddi-manevi her an yanımda oldular. Onlar olmasaydı yapamazdım.

3. Girişimcilik yolculuğunuz sırasında unutamadığız hatıralarınız vardır muhakkak. Bu hikaler arasında en imkânsız neyi başardığınıza inanıyorsunuz?

Benim gibi iş hayatında bir süre yol aldıktan ve yöneticilik seviyesine geldikten sonra kendi işinizi yapmak üzere yola çıktığınızda ilk anda çok bocalıyorsunuz. Mesela bir kurumda çalışırken, oturmuş yapılar içinde görevler belli, bir şey gerektiğinde birilerinden istiyorsunuz, sizin göreviniz de tanımlı ve işinizi yapıyorsunuz. Ama sonra kendi işinizi ilk kurduğunuzda bakıyorsunuz ki her şey sizsiniz, siz yapmazsanız hiçbir şey olmayacak; en azından sistemini kurmazsanız o işi hiç kimse sizin yerinize yapmayacak. En baştan, sıfırdan başlıyorsunuz. Hatta o zamanlar farklı beceriler bile geliştirmeye başlamıştım, mesela bazı tamircilik yeteneklerim tamamen o dönemin kazanımlarıdırJ Bir taraftan keyifli, geride bırakınca çok da mutluluk verici ama içinde yaşarken bazen çok bunaltıcı da olabiliyor.

4. Kadınların rağbet ettiği ya da toplumda kadına yakıştırılan sektörler eğitim, sağlık vs. gibi dışında kadınları farklı sektörlere girmeye teşvik etmeliyiz diye düşünüyorum. Bu anlamda reklamcılık sektöründe veya alışılagelen sektörlerin dışında bir kadın olarak varolmanın şirfreleri nelerdir? 

Aslında reklamcılık sektörü kadınların içinde yoğun olarak yer aldıkları bir sektör. İletişim becerilerinin daha gelişmiş olduğundan hareketle bunun böyle olduğunu düşünüyorum, bir de problem çözme konusunda kadınlar daha esnekler ve bu da dar zaman aralıklarında ve stres altında çalışılan bu sektörü kadınlar açısından avantajlı kılıyor. Ama tabii işin kadınlar açısından zorlukları da yabana atılır gibi değil. Bir kere geleneksel zihniyet yapısı karar verici noktalarda kadınlarla çalışmaya çok da alışık değil, kadınlarla nasıl iş yapacağını, nasıl iletişim kuracağını bilmiyor. Hatta bu yaklaşım şaşırtıcı biçimde bazen İstanbul’un göbeğinde, eğitimli insanlarda dahi görülebiliyor. Ben patronumun kim olduğunu soran erkeklere çok alıştım mesela; bir kere daha baştan kadın patron olgusuna yabancılar.  Ama çeşitli ortamlarda bir araya geldiğimiz her milletten hemcinslerimizin de halen yaşamakta olduğunu bildiğim bir sorun bu. Bu derin zihniyet kalıplarının değişmesi elbette zaman alacak.  Ben doğal olmayı, samimi olmayı ve güven ilişkisinin gelişebilmesi için karşımdakine fırsat tanımayı tercih ediyorum; bir zaman içinde sağlıklı bir ilişki gelişiyor zira; çok da saygı duymaya başlıyorlar akabinde, beraber başarılı işlere imza attıkça da artık iş arkadaşı oluyorsunuz, işler normalleşiyor.

5. Sohbetimizde ticari girişimcilik serüveninin en heyecanlı kesitinde sivil topluma borcunu ödemek gerektiğini ‘Borç öderken zenginleşmek’ olarak anlamlandırıyorsunuz ve bu inancın güçlü izlerini sosyal girişimcilik faaliyetlerinizde taşıyorsunuz. Her girişimcinin kurumsal sosyal sorumluluk çerçevesinde topluma borcunu ‘bunu bir teşekkür’ olarak da nitelendirebiliriz, böyle sosyal faaliyetlerle ödemesi gerektiğinin firmalar ve girişimciler için önemi nedir, sizin hayatınızdaki kazanımları ne olmuştur, örneklendirebilir misiniz?

20 yıldır çalışma hayatının, 15 yıldır da sivil toplum çalışmalarının içindeyim. İlk olarak üniversitemin mezunlar derneğinde, tam da bu nedenle, yani bana çok şey kazandıran okuluma, Boğaziçi Üniversitesi’ne şimdi ben bir şeyler yapmalıyım, borç ödemeliyim diyerek gönüllü çalışmaya başladım. Sonra kadınlar olarak kadınlar için, kendimiz için yapmamız gerekenler olduğunu fark ettim; yolum Kagider’le kesişti. Bu çalışmalar ama özellikle de kadın çalışmaları beni inanılmaz geliştirdi, zenginleştirdi, beraber üretmenin, güç birliği yapmanın ne kadar önemli olduğunu kavradım, bana göre her zaman verdiğimin fazlasını aldım. Evet zaman ayırdım, kafa yordum, yoruldum ama olağanüstü dostluklar kazandım, birlikte çaba gösterince yol alınabildiğini gördüm, yıkılmaz sanılan ön yargıların yıkılabildiğine şahit oldum. Bilmediğim konuları öğrendim, gitmediğim yerlere gittim, hiç tanımadığım insanları tanıdım.  Hatta bu vesilelerle tanıdığım insanlarla bazı iş ilişkileri bile geliştirdim, yeni köprüler kurdum. Neresinden bakarsanız bakın sivil toplum çalışmaları, gönüllü çalışmalar insanı her zaman çok mutlu ediyor, zenginleştiriyor, ben bunu yaşayarak öğrendim. Üstelik samimiyetle inanıyorum ki siz içinde bulunduğunuz toplum için bir şeyleri ileriye taşırsanız bu mutlaka sizin yaşamınızın da kalitesini artıracaktır. Toplum geliştikçe o gelişen toplumun içinde siz de doğal olarak daha iyi koşullara sahip olacaksınız demektir. 

6. Başarılı Kadın Girişimci portrelerini toplum dikkatine sunarken ‘anne-kız ilişkisi ve eğitimine’ değinmeden geçemiyorum. Başarılı bir kadının annesinden öğreneceği çok şey olmalı, değil mi? Bu bağlamda bir jenerasyondan diğerine aktarılan bilgi ve tecrübe birikimi kök salarken sizin başarınıza ne denli etkisi olduğunu düşünüyorsunuz?

Ben hem annemden hem babamdan öğrendiğimi söylemeliyim, bu anlamda babaların da kızlarına verdiği, vereceği destek çok önemli. Hem anneler, hem babalar çocuklarına en büyük iyiliği onlara güvenerek yapıyorlar. Anne-babaların çocuklarının kendi başına yürümesine izin vermeleri ama tökezlediğinde “biz buradayız” diyebilmeleri doğru sonuçlara götürüyor. Benim kendi hikâyemde ise annemin de çalışan bir kadın olması, zaten hep çalışacağım düşüncesi ile büyümeme neden oldu. Ben evde oturmayacağımı daha en baştan biliyordum, böyle bir alternatif hayatımda hiç var olmadı. Annemin çalışma temposu, benimki ile kıyaslandığında, eve ve bize daha kolay zaman ayırmasını mümkün kılıyordu ama yine de çok yorulduğunu ve evde de bütün sorumluluğu her daim annemin üstlendiğini söylemem lazım. Onun azmi ve zorlukların üstesinden gelişi beni olumlu etkilemiştir mutlaka. Biz de hem kızkardeşim hem de ben çok küçük yaşlardan itibaren sorumluluklarımızı üstlendik, bu da bizi hayata hazırladı sanıyorum.

7. Fikir Merkezi’nde yapılan reklamlarla sizi tanıyor, izliyor ve evlerimize sık sık konuk ediyoruz aslında. Oldukça popüler reklamların altına attığınız güçlü imza ve hedef kitlelerinizin reklamlarınıza iltifatı sizin başarınıza nasıl yansıyor, bilmediğimiz yönleriyle anlatır mısınız?   

Reklamcılık sektöründe sizi işleriniz tanıtır, meşhur olan her zaman sizin kurumunuz değil, yaptığınız işlerdir, doğru olan da budur zaten. Bu nedenle biz de kendimizi tanıtırken işlerimizi anlatırız, bizi en iyi onlar anlatırlar. Beğenilen ve beğenilmesi kadar hatta daha önemlisi sonuç alan reklamlara imza atmak, bizim için çok önemli ve değerlidir. Zira reklam bütçeleri büyüktür, insanlar önemli paralar ayırarak reklam yaparlar. Ve hiçbir reklamcının kendisine emanet edilen parayla maceraya atılma lüksü ve hakkı yoktur. Hedef kitleyle en sağlıklı ve uzun ömürlü ilişkiyi kurabilmek üzere planlama yaparız. Stratejiyi doğru oturtmak rotayı doğru çizmek anlamına geldiğinden daha baştan başarıya götüren yolu belirler, bunun üzerine fikirleri bina ederiz; izlediğiniz reklam filmleri, okuduğunuz gazete ilanları böyle çıkar; sonra da amacımız görmenizi sağlamaktır; gördüğünüzde de sevmenizi, kendinizi yakın hissetmenizi, hatırlamanızı sağlamak isteriz. Tüm bunların sonunda da markayı benimsemenizi, hayatınıza almanızı bekleriz. Bu süreç sağlıklı işliyorsa biz de işimizi iyi yapmışız demektir.

8. Reklamcılık sektöründe istihdama ve dolayısıyla İKY konularına değinmek istiyorum. Ülke olarak oldukça genç, dinamik ve yaratıcı fikirleri olan bir nüfusa sahibiz ve sektör de gençlerin ilgisini çekecek kadar eğlenceli görünüyor. Hal böyle olunca sanıyorum sektöre katılma isteği de yüksek. İstihdam etmeyi planladığınız insanları hangi özelliklerine göre tercih ediyorsunuz? Çok genç olmanıza karşın 20 yılını geçirmiş bir tecrübe misali olarak sektöre katılım oranı ne düzeyde ve size katılanlardan kaçta kaçı bu sektörde başarıyı yakalayabiliyor?

Türkiye’nin nüfusu gerçekten çok genç: 0-24 yaş arası nüfusun yarısını oluşturuyor.   Genç nüfus Türkiye’nin en önemli güçlerinden biri, ama aynı zamanda bu nüfus işsizlik sorunuyla beraber büyüyor. Meslek eğitiminin yerleşememiş olması da bu sorunu büyütüyor. Bu noktada gençlerin kendilerini istedikleri alana yönelik olarak geliştirmeleri, dünyayı takip etmeleri ve gereken mesleki kurslardan yararlanmaları büyük önem kazanıyor. Reklam sektörü de çok talep edilen sektörlerin içinde yer alıyor. Eğlenceli görünmesi, sosyal ortamlara olanak sağlaması sanırım bunun nedeni.   Ama şunu söylemek gerekir ki bu sektör inanılmaz süratte insan öğütüyor. Kendinizi her daim tetikte tutmanız, gelişmeleri, yenilikleri sürekli takip etmeniz, çok farklı konulara ilginizi geliştirerek ufkunuzu açmanız gerekiyor. Sizden beklenen hep farklı bir şey ortaya koymanız ve bunu da başkalarını ya da kendinizi tekrar ederek yapamazsınız. Biz mesela kesinlikle meraklı gençlerle çalışmak istiyoruz. Merak etsin, araştırsın; sonra hobileri olsun, hayata karışsın istiyoruz. Bir de sokağı tanısın. Bu iş plazalarda oturarak yapılmıyor çünkü. Sokağın dilini bilmeniz gerekiyor ama o da yetmiyor aynı zamanda iyi yemekten anlamanız, sinema endüstrisini takip etmeniz, o sezonun modasını bilmeniz, memleket meselelerinden anlamanız da gerekiyor. Yani hem karate yapacaksınız, hem felsefe bileceksiniz. Hala gözü korkmayan varsa bekleriz.

9. Hep eğlencelerinden bahsetmek haksızlık olur sanıyorum. Aslında reklam sektörü eğlenceli olduğu kadar da özveri isteyen ve sürekli değişen bir sektör, öyle değil mi? Merak ettiğim bu sektörde iş hayatının size yüklediği sorumluluklar dışında bir ‘anne ve eş’ olarak terazinin her iki kefesini de nasıl dengede tuttuğunuz?

Benim en zor sorum bu. Zira oğlumun doğumundan bu yana hayatıma en fazla eşlik eden duygu vicdan azabı oldu. Hep onu yeterince görememenin, yeterince beraber olamamanın, büyümesine eşlik edememenin sıkıntısını yaşadım ama şimdilerde büyüdükçe görüyorum ki buna gerek yokmuş.  Oğlum bu durumdan gayet memnun, zaten farklı bir hayatı tanımadığı için buna dair bir sıkıntısı da yok, üstelik her zaman seyahatlerimizde, hafta sonu tatillerimizde birlikte ortak keyif aldığımız planları hayata geçirmeye çalıştık bugüne kadar. Şimdilerde ise onun pek bana ayıracak vakti yok, ama gönlümü almak için hafta sonunda bir gününü bana ayırıyor ve beraber vakit geçiriyoruz, çok şükür gayet iyi büyüdü, inşallah öyle de devam eder. Şimdilerde eşimle daha fazla programlar yapıyoruz, oğlumuzun tercihleri başka olduğu için onunlayken yapamadıklarımızı hayata geçiriyoruz. 

10. Aranızda çok güçlü bir sevgi bağı olan 15 yaşında bir oğlunuz var. Başarılı bir ‘anne’ ve içinde bulunduğunuz ‘sektör’ onun için ne ifade ediyor? Annesinin yolundan gider mi dersiniz?

Pek sanmam açıkçası, o henüz ne olmak istediğine karar veremedi ama reklamcı olmak gündeminde değil, şu aralar futbolcu olmaktan, aşçı olmaya kadar geniş bir yelpazede fantastik işler var gündeminde; bakalım göreceğiz ne zaman somut hale gelecek hedefleri. Henüz bu konuda hiç görüş belirtmiyoruz, ben erken yaşlarda karar verilmesini de doğru bulmuyorum. Hatta Anglosakson eğitiminde olduğu gibi üniversitenin dahi ileri sınıflarında meslek seçiminin doğru olduğuna inanıyorum, beklentileri netleşiyor, hayata dair duruşları ve hedefleri ortaya çıkıyor. 

11. Sektörler içinde malzemesi en zengin olan, inanılmaz bir hızla değişen ve aynı zamanda rekabetin gerçekten çok güçlü olduğu bir mutfağa sahipsiniz diyebiliriz. Bu faktörler göz önüne alındığında ‘farklı ve başarılı’ olmayı ve rakabet gücünüzü korumayı nasıl başarıyorsunuz acaba?    

Öncelikle teşekkür ediyorum başarılı olarak tanımladığınız için. Ama galiba tamam biz olduk dememek, diyememek ve hep çalışmaya devam etmek başarıya götürüyor. Bir de empati duygusunun gelişmiş olması bizim işimizde çok temel bir gereklilik, hedef kitlenizi anlamak, onun gözlüğüyle bakabilmek, hayatını ve o hayatın nüanslarını kavrayabilmek gerekiyor. Ben mesela bir dönem deterjan reklamları yaptığımız dönemde, inanılmaz sayıda kabul gününe gitmiş, ev hanımlarıyla saatler süren çamaşır sohbetleri yapmıştım; aynı zamanda eviyle ilgilenen, ilgilenmeyi seven ve evle ilgili sorumlulukları olan bir kadınım ama ev hanımlarının yaşamına dışarıdan bakmak yerine onlarla beraber bu konuyu ele alınca çok daha farklı kavramıştım beklentilerini ve isteklerini. Ev hanımlarıyla işim daha kolaydı ama özdeşleşmekte zorlandığımız hedef kitlelerde de bu empatiyi kurabilmemiz ve derinlemesine anlayabilmemiz gerekiyor. Belki bu noktada psikoloji okumuş olmamın da arka planda bana bir faydası oluyordur. Sonuçta reklam yaparken işimiz her şeyden çok insanı anlamak.

12. Üzülerek belirtiyorum ki TÜİK rakamları Türkiye’de sadece 72 bin kadın girişimcinin varlık gösterdiğini ifade ediyor. Kadınların nüfusa oranı göz önüne alındığında kadın girişimcilik alanındaki oranın bu denli düşük olmasının nedenleri arasında kültürel yapı, ekonomik teşviklere erişimdeki zorluklar, özgüven eksikliği sayılabilir mi? Doğrusu ben Bacıyan ı Rum teşkilatmasına yani Anadolu’daki kadın örgütlenmesine baktığımda kültürün temelde bir engel teşkil etmediğini görüyorum. Günümüzde oluşan arabesk kültürün de tarihi derinliği olmadığından, bu alandaki toplumsal bilincin oluşmasıyla çabuk aşılacağı kanaatindeyim. Bu durumun nedeni kültürel engel değil de toplumsal bilinçsizlik / eğitimsilik olabilir mi? Bu bağlamda, kadınların iş dünyasında üretimin ve hizmetin bir parçası olmalarını sağlamak için ne yapmak gerekmektedir?

Kadınların karşısında iş hayatına atılmak ve sonra da girişimci olmak için, evle ilgili sorumluluklarından ekonomik nedenlere değin geniş yelpazede engeller var. Bunlarla ilgili çözümlerin hayata geçirilmesi gerekiyor. Her şeyden önce çocuk bakımı sorumluluğunun kadının çalışma hayatına katılımını belirleyen en temel neden olduğundan hareketle, çocuk bakım meselesini çözmek gerekiyor. Analık izninin yanı sıra babanın da yasal olarak çocuk bakım izni alabilmesi, kreşlerin sistematik olarak yapılandırılması gibi çözümler hayata geçirilmeli. Bunların yapılması şart… 

Ancak ben çok farklı bir veriyi de paylaşacağım. Biz Kagider olarak geçen sene kadın girişimciliğine yönelik tutumları anlamak için bir araştırma yaptırdık. Çarpıcı sonuçlar elde ettik ama benim için en çarpıcısı kadınların sadece % 45’inin “kadın ekonomik özgürlüğüne sahip olmalı” demesiydi. Bu, en az % 50’nin yani kadınların yarısının “kadınların ekonomik özgürlüğe sahip olması gerekli değil” demesi anlamına geliyordu.   Bu sonuçlar, kadınların çok önemli bir kısmının çalışmayı gerekli görmediğini ve bu çaba içine girmeye hiç de niyeti olmadığını söylüyordu. Bu sonuç kadınların da zihniyet devrimine ihtiyacı olduğunu düşünmeme neden olmuştu.

13. TOBB başkanı sayın Aynur Bektaş; ‘Çalışan kadınların çalışan erkeklere oranı 1’e 3’ken, girişimci kadınların girişimci erkeklere oranı 1’e 15. Çalışan erkekler arasında girişimci oranı yüzde 6’nın üzerindeyken, 5 milyon çalışan kadının sadece yüzde 1.2’si girişimci’ diyor. Hep ülkemizde kadın girişimcilerin sayısının ürkütücü azlığından dem vururuz ama konuyu irdelediğimizde bu alanda çalışmalar yapan STK’ların sayısının azlığı, devlet politikalarının henüz bu alana yeteri kadar odaklaşmayışı gibi realiteler de nedenleri arasında sayılabilir aslında. Ekonomik kayganlık, finansal kaynak yetersizliği, kültürel bariyerler gibi konuları göz ardı edip konuyu ele alırsak girişimciliğin neden Türkiye’de hak ettiği sempatiyi görmediğini daha iyi anlayabiliriz sanırım? Girişimciği bir kariyer planlaması olarak düşünürsek gerçek olan, kadınlarımızın evlerinden çıkıp çalışma hayatı içinde bir statü kazanmak istemelerine rağmen niçin girişimciliği seçmedikleri sorusunun kaçınılmazlığıdır? Toplum içindeki hurafeleşmiş bir değer yargısı da girişimciliğin bir ‘şans işi’ olması ve ‘planlamaz’ olması veya çaresizlik koşullarında oluşan bir şans oyunu olan girişimcilik oyununu herkesin oynayamayacağıdır. Aslında şahsen girişimciliğin bir şans oyunu olmadığına, farklı sektörlerde kadın odaklı devlet politikaları desteğiyle planlanabileceğine, bu konudaki farkındalığın arttırılabileceğine veya ilgili STK faaliyetleriyle organize edilebileceğine inanıyorum. Sizin bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?  

Ben bu soruya daha ilk sorulardan birinde verdiğim yanıta bir gönderme yaparak yanıt vermek istiyorum; zira “kadınlar çalışma hayatında varlar ama bir türlü girişimci olmuyorlar” gibi algılıyorum söylediğinizi ama iş hayatı da girişimcilik için çok önemli bir geçit olma fonksiyonu görüyor. Bizim Kagider istatistiklerimiz de gösteriyor ki başarılı kadın girişimciler iş hayatının içinden gelerek çıkıyor. Yani öncelikle bir işte çalışmaya başlamaları, sonrası için girişimci olmayı hem planlamalarını hem hayata geçirmelerini kolaylaştırıyor. Bu nedenle de girişimcilik politikalarının istihdam politikalarından çok da bağımsız ele alınamayacağını düşünüyorum. Birisinin artması diğerini de olumlu etkileyecektir.

14. Böylesine zirveye çıkan bir kadın girişimci olarak, Meltem Gürler’in bundan sonraki hayalleri neler olabilir? 

Estagfurullah. Kendimi asla öyle zirveye oturmuş olarak falan görmüyorum. Kendimce yol aldım, işimi iyi yapmaya çalışıyorum ama yapacak çok iş var onu da görüyorum. İşimle ilgili geliştirme planlarım var elbette ama siz hayallerimi sormuşsunuz. Sanırım ben artık biraz daha etkin politika yapmak istiyorum. Bunun sivil toplum kuruluşları aracılığı ile de yapılabildiğine inanıyorum, bu konudaki çalışmalarımı hızlandırabilirim ya da aktif siyasetle uğraşabilirim. Kendimi toplumsal konularla ilgilenmekten alamıyorum, ben de neden daha etkin olarak bu konuya eğilmeyeyim diye kendime sormaya başladım. Zaman içinde bunu hayata geçirebilmeyi planlarıma alabilirim.

Ve tabii artık ülkemin barış içinde yaşayan bir ülke olmasını, farklılıklarını içine sindirebilmesini hayal ediyorum. Son olarak da size bu söyleşi için teşekkür ediyorum.

Mülakat: Fatma Genç Ünay