Anasayfa » HaberlerKemal Öztürk: Korona virüs bize dijital devrim gerçeğini çok acı bir şekilde gösterdi.
Kemal Öztürk: Korona virüs bize dijital devrim gerçeğini çok acı bir şekilde gösterdi.
25 Mayıs 2020       

20 Mayıs Çarşamba akşamı Covid Sonrası Medyanın Dönüşümü başlıklı programımızda Gazeteci, Yazar ve Yönetmen Kemal Öztürk’ü misafir ettik. Good Ad Lab Ajans Başkanı, Marka İletişim Danışmanı Neşet Dereli’nin moderatörlüğünde “Covid Sonrası Medyanın Dönüşümü” başlıklı programda “yeni normal” denilen dönemde medya tarafı, iletişim tarafı süreçten nasıl etkilenecek, neler değişecek, neler aynı kalacak sorularına cevap aradık.

Konuğumuz mesleğinde 25’inci yılına ulaşmış ve kendi kariyer serüveni içinde iletişim ve medya sektöründeki değişimi en iyi gözlemleyen, tecrübe eden ve kendi de bu değişimlere öncü olan isimlerden biri olunca oldukça ufuk açıcı bir sohbete tanık olduk.

Kemal Bey’in geçmişten bugüne hem medya ve iletişim alanındaki serencamı değerlendirdi hem de gelecek projeksiyonunu anlattı bizlere…

Gazetecilik, televizyonculuk, TBMM iletişim danışmanlığı tecrübeleri sırasında klasik medya sürecinden dijitale geçişi yaşayan biri olarak şimdinin rahat bilgiye ulaşma, bilgi-belge transferi ve pek çok teknik imkan rahatlığına karşın geçmişteki uygulamalarla karşılaştırmasını yapan Kemal Öztürk’ün, sektördeki hızlı değişim ve dünya ajanslarının artan hakimiyetini fark etmesi 2011 yılında Anadolu Ajansı’na Genel Müdür olmasıyla gerçekleşmiştir. Fark etmekle kalmayıp AA’da değişime ayak uyduracak ilklerde emeği olan Öztürk o günlere dair şunları anlattı:

“2011 senesinde Anadolu Ajansı’na Genel Müdür oldum. İşte benim aydınlanmam, tam o tarihlere denk geldi. Arap Baharı’nın yoğun gğndemde olduğu dönemlerdi. Burada kendimize şu soruyu sorduk: “Türkiye Başbakanının Arap dünyasına yönelik dizayn edici konuşmaları var. Bunları kim tercüme ediyor, Türkçe’den Arapçaya ve Arap medyasına kim gönderiyor? Dediler ki biz yapmıyoruz. Bu soruyu o zamana kadar hiç sormamışız! Başbakanın basın danışmanı olarak bunun bir kabahatlisi de benim. Yabancı ajanslar Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının konuşmasını Arapçaya çevirip Araplara satıyor, oradan diyelim Hüsnü Mübarek cevap verdi onu da Türkçeye çevirip bize satıyor. Bırakın bunun maddi, parasal kısmını politik etkisini, güvenlik etkisini düşünün. Bir tercüme yanlış yapılsa ülkeler arasında kriz çıkar. Düzeltene kadar iş işten geçer. Dolayısıyla bu bir güvenlik meselesi haline gelmişti. O yüzden biz AA olarak bu işi kendimiz yapmak zorundayız, bu bizim görevimiz, devlet ajansıyız dedik.  O zaman bu ajansı dünya çapında bir ajans yapacağız dedik ve hükümete gittik. Onlardan gerekli desteği aldık ama icraata geçtiğimizde gerçeklerle yüzleştik. Nedir bu gerçekler? İngilizce haber yapacağız muhabir yok! Arapça haber yapacağız muhabir yok, yazı yazacak insan kaynağı yok. Ya da bizi dünyada tanıtacak, adımızı duyuracak Kurumsal İletişimcilerimiz yok, uluslararası tecrübemiz yoktu. Biz bütün bunları deneyerek öğrendik. Ama beni en çok şaşırtan şey teknoloji oldu. Diğer uluslararası ajanslarla görüşüyoruz, toplantılarımız var bunlar harıl harıl dijital medyaya çalışıyorlar, konuşuyorlar. Sene 2011-2012 ama daha biz bunun adını koyamıyorduk. O zaman “yeni medya” diyorduk.

Gene o senelerde dünyada büyük bir teknolojik devrim olduğunu, bu devrimin yarattığı büyük tsunaminin bize doğru gelmekte olduğunu o zaman fark ettim. Hemen ajansta bir sosyal medya editörlüğü kurduk. Bunun yanında grafik ve bilgi işlem departmanlarını bizi geleceğe hazırlasın diye kurduk.  Medya patronlarıyla konferans serileri yaptım ve sanayi devriminden daha hızlı ve etkili bir devrimin içinde olduğumuzu, bu devrimin en çok medya sektörünü vuracağını vurgulayarak önleminizi alın dedik. Muhataplarımız bunu sadece web sitesi kurmak olarak algıladılar. Kağıda basılı gazetelerin web sitesini kurduklarında dijitalleştiklerini zannettiler. Oysaki dijital devrim dediğimiz şey iletişim biçimimizden haber okuma tekniğine, görsele bakma şeklimizden görseli algılama şeklimize kadar, haber yazım dilinden onu kullanma biçimine kadar her şeyiyle bambaşka bir alan ve bu alanı Türk medyası kavrayamıyor bir türlü. Kavrayanlarsa bir türlü değiştiremiyor. Biz kendi ajansımızı hızla dijitalleştirmek için çalışmalar yaptık. İnfografik hazırlama, multimedya belgeselleri, sosyal medya üzerinden haber yapma modelini ilk AA olarak yapmaya başladı.”

Kemal Öztürk: Korona virüs bize dijital devrim gerçeğini çok acı bir şekilde gösterdi.

Sohbetin bu noktasında geleceğe dair öngörülerini ortaya koyan Öztürk şöyle devam etti:

“Bir süre sonra kağıt gazeteleri sadece müzelerde göreceğiz. Belki torunlarımız hiçbir zaman kağıda basılı gazete göremeyecek. Bu çok uzun vadeli değil bir 15 sene içerisinde olacak. Tıpkı el yazması kitabı sahada görmediğimiz gibi kağıt gazeteyi de artık görmeyeceğiz. Sadece dijital yayın yapan yeni nesil sosyal medya ajanslarını göreceğiz. Bunları ben sürekli anlatıyordum ve yazıyordum ama İşin doğrusu tam olarak da anlatamıyordum. Ama korona virüs meramımı çok hızlı şekilde anlattı. Çünkü eğitim sistemleri değişecek, konferans modelleri değişecek, iletişim biçimleri değişecek. Şimdi insanlar toplantılarını, okul derslerini online platformlardan yapıyorlar. Her şey kolaylaştı. Dolayısıyla bu geleneksel medyanın ölümünü daha da hızlandırdı. Korona virüs bize dijital devrim gerçeğini çok acı bir şekilde gösterdi.

Öztürk: Korona virüs sonrası yepyeni bir medya bizi bekliyor.

“Herkesin hemfikir olduğu konu artık dünyada hiçbir şey eskisi gibi olmayacağıdır. Geleneksel gazetelerin kapanması daha da hızlanacak. Birçok gazetenin artık kağıda basmayı durdurduğunu göreceğiz. Artık daha fazla mikro medya dediğimiz bir Youtube kanalı, bir Instagram hesabı, Twitter hesabı üzerinden yayın yapan, habercilik yapan medya ağırlık kazanacak. Televizyonlar 1995’ten sonra kuvvetlendiğinde orada çalışırken şöyle bir cümle kurardık: “Televizyonların aklı yoktur, medyanın aklı gazetelerdir.” Gazetenin ürettiği içeriği televizyona uyarlıyorduk o dönem… Dolayısıyla akıl gazetelerdeydi. Şimdi ise gazetelerin aklı sosyal medyaya gitti. Artık sosyal medyadaki gündemler köşe yazarlarının konularını belirliyor. Köşe yazarı kanaat üreten, kamuoyunu etkileyen bir aktör olmaktan çıkıp, kamuoyunu yönlendiren sosyal medyanın bir parçası haline geldi.

Bizim hayatımızın iletişim kısmı, birbirimizle iletişim kurma biçimimizin büyük çoğunluğu olan kitle iletişim araçları gazete, televizyon, radyo ve ajanslar artık tamamen ortadan kalkıyor. Bunların yerine yeni araçlarımız Twitter, Facebook, Instagram ve Youtube geçiyor. Artık kitle iletişim araçları bunlar oldu. Bu noktada tehlike şuradadır. Bütün iletişim platformlarının Amerika’da olması dünya açısından çok büyük bir tehlikedir. Bunun iki sebebi var. Birincisi dünyadaki reklam pastası paylaşımında çok hızlı bir dönüşüm yaşanıyor, dijital medyaya pastadan ayrılan bölüm gittikçe artıyor. Ama bu pasta dilimi web sitelerine değil yukarıda sayılan sosyal medya mecralarına gidiyor. Dolayısıyla diğer web siteleri reklam pastasından pay alamadıkları için yeterli düzeyde gelişemiyorlar. Bu pasta büyük oranda bu platformlarla Amerika’ya gidiyor. İkinci büyük tehlike ise politik kısımdır. İsrail-Filistin anlaşmazlığında Facebook ve Twitter İsrail aleyhine yayın yapan hesapları kapattı. Biz iletişimimizi Amerikan platformları üzerinden yapıyoruz, bu büyük bir tehlikedir. Dolayısıyla devletlerin kendi platformlarını kurmak üzere çalışmaları var. Bunu en çok Çin, Rusya yapıyor, Almanya da bu konuda büyük bir gayret içinde.

Korona virüs sonrası yepyeni bir medya bizi bekliyor. Zaten yaşadığımız değişim süreçleri daha da hızlanmış olacak. Gazeteleri müzelerde göreceğiz, klasik köşe yazarları, haberciler artık tarihe karışacak. Artık internet fenomenleri bizim kanaat önderlerimiz olacak. Reklam verme modelleri değişecek. Yavaş seyreden bu değişim korona virüsle birlikte çok büyük bir hız kazanmış oldu. Herkes kendisini hazırlamak durumunda… Özellikle de medya kuruluşları kendilerini yeniden dizayn etmek zorunda kalacaklar.”

Türk medyası ve siyasiler özelinde yeni akımlar karşısındaki durumumuz ve yeni medya düzeni sürecine ne derece ayak uydurduğumuz konusunda görüşlerini de paylaşan Kemal Öztürk, sohbetimiz sırasında katılımcılardan gelen soruları da yanıtladı.

Programın geniş halini aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.