Anasayfa » Haberler » Sosyal ve Kültürel Etkinlikler » Diğer sosyal etkinliklerİstanbul’u Gezdik…
İstanbul’u Gezdik…
26 Nisan 2012       

İstanbul’un tarihî surlarla çevrili yarımadasında Bahadır Sezegen eşliğinde üçüncü gezimiz 21 Nisan Cumartesi günü yağmurlu bir bahar sabahında yaklaşık 20 kişiyle başladı.

Buluşma yerimiz ve aynı zamanda güzergâhımızın ilk durağı, Koca Sinan’ın en aydınlık eseri olarak zikredilen, Mihrimah Sultan’a olan aşkını tasvir ettiği cami olarak rivayet edilen meşhur tek minareli Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii Şerifi idi. Caminin tarihi ve özellikleri ile ilgili Bahadır Bey’den öğrendiklerimizin ardından rotamızı Kariye Müzesi’ne çevirdik.

İstanbul’un en ilginç mekânlarından biri diyebileceğimiz Kariye Camii dışardan bakıldığında çok mütevazı görünüp içine gireni şaşkına çeviren bir mekân olmasıyla akıllarda kalıyor. Aslen bir Bizans kilisesi olan bu mekân, simetrik desenli mermer bloklarla ve inanılmaz güzellikte mozaiklerle süslenmiş.

Daha sonra Edirnekapı’nın tarih kokan sokaklarında yürümeye devam edip, kara surlarının üzerinde Ayvansaray’a bakan bir yamaçta durduk. Orada bizi karşılayan, günümüzde gördüğümüz sadece iskeleti ayakta kalmış bina, Blaherne Sarayı kompleksine dâhil, nam-ı diğer Tekfur Sarayı idi…

Bir de İstanbul’un en mahzun camilerinden birine, Kazasker İvaz Efendi Camii’ne uğradık. Kapısını kilitli bulduğumuz bu nadide eser, 16. Yüzyılın en özgün mimari yapılarından biriydi aslında. Şimdi nasıl böyle yalnız olduğunu bilemedik…

Surlardan buram buram toprak kokusunun yayılması yağmurdan mıydı, tarihî mekânların verdiği sarhoşluktan mıydı anlayamadık. Derken kendimizi Giresunlu bir amcanın çayhanesinde sıcak çay bardaklarını avuç içlerimizde sıka sıka çaylarımızı yudumlarken bulduk da içimiz bir kere daha ısındı cânım İstanbul’a.

Hazret-i Cabir’in (r.a.) manevi makamında gözleri yaşartmaya bir ayet ve bir çift söz yetti de arttı bile. O, bir ağacın altında biat edip Peygamber’in (SAV) mübarek ellerini tutan kişilerdendi… Hepsi farklı diyarlardan gelen O kişilerin orada ne işi vardı? Peki ya Hz. Cabir’in (r.a.) İstanbul’da ne işi vardı? “Neyin üzerinde durduğumuzu biliyor muyuz?” sorusu O’nun gayesini anlamakta veya en azından düşünmekte yardımcı oldu bizlere. Biz bir kutlu müjdenin toprakları üzerine basıp basıp geçiyorduk belki de…

Yağmurlu bir güne ne sığdırabildiysek yaşamaya çalıştık, farklı inançların yaşanılmışlarına tanıklık ettik. Meryem Ana Ayazması, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi, Demir Kilise bunlardan birkaçıydı sadece.

Gün sonunda surların dışında yaşamaya alışık olan bizler, İstanbul’un farkına vararak diğer İstanbul’daki evlerimize doğru gitmek üzere tatlı bir yorgunluk ile oradan ayrıldık.