Anasayfa » Haberlerİlk “Sanat Buluşmaları” Programımızda Neyzen, Bestekâr Hakan Alvan’ı konuk ettik.
İlk “Sanat Buluşmaları” Programımızda Neyzen, Bestekâr Hakan Alvan’ı konuk ettik.
29 Aralık 2020       

25 Aralık Cuma akşamı her oturumunda bir sanatkârı davet ederek icra ettiği sanat hakkında söyleşi yapacağımız Sanat Buluşmaları’nın ilk programını gerçekleştirdik.

Neyzen, Bestekâr Hakan Alvan’ı misafir ettiğimiz programın moderatörlüğünü İbn-i Haldun Üniversitesi Genel Sekreter Yardımcısı ve aynı zamanda Hakan Bey’in Boğaziçi Üniversitesi Türk Müziği Kulübü’ndeki ilk öğrencilerinden olan Alim Uçar üstlendi.

Sohbetimizin başında konuğumuzun musiki ile tanışıklığının nasıl başladığı, musikinin hayatındaki yeri, neden Türk musikisini tercih ettiği gibi soruların cevaplarını aldık.

“Müziğin varlığımızdaki yeri kaçınılmazdır” diyen Hakan Alvan’la irfanî geleneğimizdeki musiki tarifine değinirken, müzik bize neyi ifade eder, bize ne ifade etmelidir sorusuna da cevap aradık.

“İslam’ın bir tarafı mükellefiyetlerdir, yani Allah’ın bize farz kıldığı şeyler, haram kıldığı şeylerdir. Öbür tarafı ise sevgidir, saygıdır, aşktır, edeptir,  adaptır, irfandır. Bir insanın aşka sevgiye yatkınlığı, yumuşak huylu olması, sevecen, affedici, hoşgörülü olması insanın duygusal zekâsıyla ilgili bir şeydir. Nice şirket CEO’ları, bilim adamları var. Bunların zehir gibi bir zekâları vardır ama duygusal zekâları bu derecede olmayabiliyor.  Toplumların huzuru, keyfi o toplumdaki duygusal zekânın yüksekliğiyle ölçülür. Trafikte yaşanan hatalara şiddetle ya da hoşgörüyle bakmak duygusal zekânın gelişimiyle ilgilidir. Bugün tüm dünyada, İslam toplumunda ve bizim toplumumuzda mesele duygusal zekâ reklefkslerini sergileyememektir. Müzik aslında insanın duygusal zekâsının diri durmasına, beslenmesine, gelişmesine yönelik bir gıdadır.

Şeyhülislam Ebussuud Efendi Dua Risalesi’nde bir insanın dua ederken göz pınarlarından gözyaşı gelmesinin, boğazının düğümlenmesinin bu ibadetinin kabulüne bir delil olduğuna işaret etmektedir. Aynı şeye Mevlana Hazretleri de dikkat çekmiştir. Müzik, güzel sanatlar, estetik, güzel görüntü, güzel koku, güzel davranış gibi duygusal zekâmızı besleyen her şeye hayatımızda yer vermeliyiz.” sözleriyle sanatın hayatımıza kattıklarına dikkat çeken Alvan şöyle devam etti:

“Farz ibadetlerini eksiksiz yapan bir insan trafikte hata yapan birini hoş göremiyorsa, bir çiçek gördüğünde ona bir daha bakmadan, fark etmeden geçiyorsa, apartman boşluğunda birine bir tebessüm etme ihtiyacı hissetmiyorsa duygusal zekâsında büyük gerilik vardır. Müzik güzel sanatlar içinde duygusal zekâya en çok hitap eden sanat türüdür. Çünkü onun frekans yapısıyla insanın bünyesindeki frekans yapısının örtüşmesi çok çabuk olur. Müziği anlarken bu başlıkları düşünerek tefekkür edersek belki biraz daha işimize yarar.”

Coğrafyamızda her türlü eğlencemize, ibadetimize, hüznümüze, sevincimize eşlik eden köklü bir müzik geleneği ortaya çıktığını ifade eden Hakan Alvan, musikinin güzel şeyi bize taşıyan bir araç olduğunu belirtti.

Muhafazakâr ve eğitimli camiada musiki konusunun yeterince ciddiye alınmadığını düşündüğünü söyleyen Alvan musikiye bakış açısına dair şunları kaydetti: “İlk dönem İslam mütefekkirleri bir toplum müziği sadece eğlence aracı olarak kullanıyorsa o toplum avam bir toplumdur derler. Bir toplum musikiyi eğlenceden tefekküre, ruhi zevke dönüştürüyorsa o toplum İslam’ın özlediği bir toplumdur derler. Evet, müzik eğlence için de kullanılır ama o sıralamanın en altında kalan bölümdür.”

Türkiye’nin beyin gücünün önemli bir kısmını yetiştiren Boğaziçi Üniversitesi’nde 22 yıldır süren dersleriyle öğrencilerini medeniyetimizle tanıştırma gayreti içinde olduğunu belirten Alvan şöyle devam etti: “Osmanlı toplumunun önde gelen isimlerinin yani Şeyhülislamlar, Kazaskerler, kadılar, müftüler, paşalar, askerler, hattatlar, bestekârlar, şairler, devlet adamlarının çoğu zahirî ilimlerin yanı sıra batınî ilimleri de, gönül ilmini de, ruh ilmini de talep etmiş, bunu öğrenmeyi arzu etmiş insan profilinden ortaya çıkmıştır. Bu cemiyete hizmet eden insanların çoğu dergâh denilen irfan ocaklarından, edep ocaklarından yetişmiştir. Ali Fuat Başgil, Bekir Sıtkı Sezgin, Elmalılı Hamdi Yazır, Asım Köksal, Cevat Şakir Kabaağaçlı bunlara güzel örneklik teşkil eden isimlerdir.”

Bu feyizli sohbetimizde gönlümüzü şenlendirecek eserler de dinledik. Bunlardan ilki Hakan Bey’in ilk ilahi bestesi olan “Esselam Ey Ahmed-i Muhtar Olan Son Nebi” isimli eser oldu. Bu latif eseri Ahmet Özhan’ın seslendirdiği videonun paylaşılmasının ardından konuğumuzun bestekarlık yönünü de konuştuk.

Katılımcılardan gelen soruların cevaplanmasının ardından programın sonunda güftesini Doç. Dr.Türkan Alvan’ın yazdığı ve bestesini konuğumuz Hakan Alvan’ın yaptığı Hz. Fatıma’yı (ra) anlatan Hicazkâr “Hatice Sultan’dan Doğan Nur-sima” ilahisini yine bir Ahmet Özhan videosundan dinledik.

Değerli Neyzen, Bestekâr Hakan Alvan Bey’e bizleri ihya eden bu güzel sohbet için teşekkür ediyoruz.