Anasayfa » Haberler » Sosyal ve Kültürel Etkinlikler » Diğer sosyal etkinliklerİçimizden bir koleksiyoner
İçimizden bir koleksiyoner
14 Temmuz 2009       
Tesbih, asırlar boyunca dilden dile gönülden gönüle aktarılan dualarda önemli bir kültür mirası öğesi olarak her zaman karşımızda durur.
 
İslâm-Türk medeniyetinde tesbih, bir kültür motifi, dua vasıtası olarak önemli bir kilometre taşı olma hüviyetine sahiptir. Gönüllerinde her daim ukba iklimine yönelik açık kapılar bulunan mümin ve mütevekkil tesbih ustalarımız, asırlar boyunca tesbih yapımını, eskimez medeniyetimizin bir sanat konusu hâline getirmişlerdir. Yine yüzyıllar boyunca tesbih ustalarının parmakları arasından dökülen dua taneleri, şüphesiz önce inanç sahiplerinin, sonra inanç sahibi koleksiyonerlerin, daha sonra da ticari ya da gayrı ticari koleksiyonerlerin vazgeçemediği bir unsur olagelmiş; yürekleri duadan incelmiş Hakk erleri her daim tesbihine sahip çıkmıştır!
 
Bu mülakatın öznesinde dua tanesi tesbih var. Makine hendesesi ilmine sahip M. Celaleddin Rumi Gökçek, gönlünü önce bir ruhani mühendislik eseri olan hat sanatına, ardından da tesbih tanelerine kaptırmış…
Gökçek’in hatırı sayılır miktarda tesbihi var… Tesbih koleksiyoneri M. Celaleddin Rumi Gökçek ile tesbih ve tesbih merakı üzere konuştuk.
 
Tesbih sevdanız nasıl başladı?
 
İçinde yaşayarak… Evde cemaatin kalabalık olduğu zamanlar için tesbihlerin istirahathanesi olsun diye yaptırdığımız küçük bir dolabımız vardı, oraya asardık. O dolabın açılıp boşaldığı sonra tekrar dolduğu günlerin hatıraları önce sahiplenme duygusuna, sonra sevdaya dönüştü diyebiliriz…
 
Tesbih, erbabı için ne ifade ediyor? İnce bir ipe yan yana dizilen 33 ya da 99 boncuk tanesinden öte bir manası olmalı tesbihin…
 
Tesbih sadece bir araç… Aslında amacınıza araçlık ediyor, o kadar. Amacınız “racon” da olabilir, sıradan, adet yerini bulsun da olabilir, aksesuar da olabilir… Eğer ve ancak niyetiniz Mevla’ya arz-u hal ise, yarenlik ise o zaman konumuz içine giriyor.
 
Peki, tesbihin manası nedir?
 
Anlam olarak “saydıran”, Arapçası musbah, yani tesbih ettiren, zikrettiren, İngilizce’si tally counter.. Tabii ben bu “saymak” üzerine de yeri gelince bir şeyler söyleyeceğim…
 
Tesbih bir aksesuar ya da stres atma aleti değil. Peki, tesbih nedir ve tesbih erbabı, tesbihte ne arar?
 
Aksesuar değil diyorsunuz ama öyle anlayan çok var. Eğer aksesuardan sayılmazsa Kapalıçarşı’da 10 bin USD’ye tesbih satılır mı? Erbabı, onda dokunulmuşluk arar, okunmuşluk arar, çile arar, gözyaşı arar, çekmişlik, çekilmişlik arar. Zaten en tercih edilen malzemeler de insan vücudu ile ergonomik iletişim kuranlardır. Kehribar, elinize rayihasını verir, kuka çektikçe parlar, oltu eskidikçe ışıldar.
 
Her bir tesbih ayrı bir ustanın elinden dökülüyor. Usta, tesbihi eviriyor, çeviriyor, tesbihin her bir tanesiyle özel ilgileniyor. Tesbih değerini nereden alıyor? Malzemesinden mi, ustasından mı, nereden?
 
Tabii ki malzeme de önemli, ustalık da… Hele ülkemize özel, bizim kültürümüze hizmete yönelik bir ustalıklarımız var ki sanki bir derya, sanki bir umman… Bakın aşağıda fotoğrafı yer alan tesbihteki işçilikleri dünyada bizden başka hiçbir yerde bulamazsınız.
 
 
İmameye bakınız, bunun üzerindeki halkalar tek bloktan ve içi boşaltılarak, arası oyularak işleniyor. İşçiliği nasıl bir sabır, nasıl bir zarafet düşünün. Sabır ve zarafet olmazsa yapılırken ortadan kırılma riski, bugünün ticari kurallarının kaldırabileceği bir ticari risk değildir.
 
Osmanlı cemiyet hayatında tesbihte de bir sınıflandırma var değil mi?
 
200 yıllık tesbihlerimize bakın, Âlim tesbihi ayrıdır, Ağa tesbihi ayrıdır, Sultan tesbihi ayrıdır, Zenne tesibihi ayrıdır. Tabii ki her birinin kendine has zarafetleri ve kendisine, çekene uyumları vardır. Aslında dünya bir kültür ve medeniyet fuarı, burada bizim de duruşumuzu kültür ve mana derinliğimizden almamız lazım. Bakın bizim Sevgili THY bile yurt dışı uçuşlarının duty-free satışlarında bir gümüş tesbih satıyor ki elime almaya utanırım, tam bir gösteriş aleti. Hani burada bir Erzurumlu Bünyamin Usta oltusu, İstanbullu Ragıp Usta kehribarı ne de güzel gider, kültür ve anlam ifade eder aslında…
 
Tesbihleriniz daha çok hangi malzemeden mamul? Toplam kaç tesbihiniz var?
 
Hemen her malzemeden var demeğe çekinirim, belki benim hâlâ görmediğim malzemeler de vardır. 32 adedi kehribar, 9 adedi oltu olmak üzere toplam 152 tane tesbihim var. Her birinin ayrı künyesini, hatırasını ve emanetini takip ettiğim için sayısını şaşırmadım.
 
Şu kadar tesbih topladıktan sonra bu kadarla yetineceğim şeklinde bir hedefiniz var mı?
 
Öyle bir hedefim hiç olmadı. Rahmetli İzzet Koyunoğlu’nun dediği gibi “Rabbim isterse el getirir, yel getirir, sel getirir. İstemezse el götürür, yel götürür, sel götürür.”
 
Tesbihlerinizle nasıl ilgileniyorsunuz? Yoksa onları yalnızlığa mı terk ediyorsunuz?
 
Birini sürekli yanımda taşıyıp gündelik kullanıyorum. Haftada bir de yanımda taşıdığımı yerine bırakıp diğerlerinden birini alıyorum. Tabii bakım da gerekiyor, abdestli elden geçtikleri için biraz itina ederseniz kirlenmeleri uzun yıllar alır, ama imame kırılması ve ip kopması rastlanan şeyler. Özellikle aynı imameden yaptırmak çok zordur, aynı malzemeniz varsa bile rengi tutmayabilir. Bu durumda boynu bükük duranlarımız da var.
 
Tesbihlerinizi nasıl muhafaza ediyorsunuz?
 
2 tane dolabım var…
 
Tesbih dolabı dediniz. Dolabınız da özel bir ağaçtan mamul olmalı…
 
 
Gül ağacı, tesbihe en çok o yakışır diye… Tesbihi kullanan da Yüce Sevgili’ye bülbül olsun diye…
 
Üzerinde dua yükü bulunan özel tesbihleriniz var mı?
 
Olmaz mı! Zaten değeri oluşturan da o dua yükü değil mi… Rahmetli annemin elinden düşürmediği namaz tesbihini gören bunun ne kıymeti var diyor. Bence en kıymetlisi o. Nurullah Seyda Hazretleri’nin kullandığı 500’lük kördiken tesbih, Hacı Muzaffer Özak Efendi Hazretleri’nin kullandığı 99’luk oltu tesbih.. Bunlar en büyük emanetler, özel zamanların, hacetlerin tesbihleri şimdi…
 
Her bir tesbih, ustasından izler taşır. Her bir tesbihin imamesi, durağı, tepeliği, pulu, kamçısı birbirinden farklı farklıdır. Bazı imamelerde kişinin mesleğinin ipuçları gizlidir. Sizdeki tesbiplerin imameleri ne anlatıyor? Bu konuda neler söylemek istersiniz?
 
İmame hem ham malzeme olarak bulması zor, hem de işlenirken kırılma riski en büyük parça. Dolayısı ile işçiliği değerlendirirken imameye bakılır. Az önce bahsettiğim üstü halkalı imameyi bizdeki ustalar haricinde kimse yapamaz diye iddia ederim.
 
Tesbihleri; bir adım öte tesbih ustalarını nasıl buluyorsunuz?
 
Çok çok üzülerek Türkiye’de sadece 3-4 usta kaldı diyebilirim. Hem ahlâkını, hem ustalığını yansıtabilecek bu mana ve kültür ufkunda 3-4 savaşçı… Size Konyalı has adam Nuri Usta’nın (Nurettin Küçükokka) ismini vermek isterim.
 
Tesbih ustası Nuri Küçükokka tesbih tornasının başında…
 
 
Tesbih ustalarını hangi sıklıkla ziyaret ediyorsunuz?
 
Nefeslenmek arzusu vakit bereketsizliğini galebe çaldığı an…
 
Makine mühendisi formasyonunuz var. Bir zaman sonra tezgâhın başına oturup “tesbih çekme” niyetiniz var mı?
 
Aman efendim, haddimizi bilmek gerek. Sabır, arzu, ustalık ilmi, konsantrasyon, yetenek… Hepsi bir arada olmalı. Bu arada mühendisliğin esamesi mi olur?
 
Çok sık yurtdışına gidiyorsunuz. Seyahat ettiğiniz memleketlerde tesbih sanatı için kendinize özel vakit ayırıp tesbih peşinde koşuyor musunuz?
 
Fırsat buldukça… Zira her kültürün içinde tesbih kültürü var. Tibet’ten St. Petersburg’a kadar her yerde tesbih var. Tabii sayılar bizdeki gibi anlamlı değil, mesela Rusya’dakiler 50’lik… Mesela Tibet tesbihleri 100’lük…
Tibet tesbihi
 
Tesbih dünyada ne kadar rağbet görüyor?
 
İnanışın olduğu her yerde zikir, zikrin olduğu her yerde tesbih var. Tabii koca bir farkla, İslâm dünyasında tüm topluma yaygın, diğer toplumlarda ağırlıklı olarak ruhban sınıflarının elinde..
 
Tesbih sevdalılarına mesajınız var mı?
 
Günün birinde bir derviş, bir kucak dolusu elmayla bayırları aşan bir genç kıza rastlamış. Bozkırın sıcağında yorgunluktan yanakları al al olmuş kızın. ‘Nereye gidersin ve ne doldurdun kucağına?’ diye sormuş derviş. Uzak bir tarlayı işaret etmiş kız. ‘Sevdiğim çalışıyor orada. Ona elma götürüyorum.’ ‘Kaç tane?’ diye soruvermiş derviş laf olsun diye. Kız durmuş ve şaşkın şaşkın demiş ki: ‘İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç ?’ Usulca koparıvermiş elindeki tesbihin ipini derviş… Bundan anlamlı bir mesajı henüz bilemedim.
 
Tesbih eğer saymak anlamına geliyorsa ve sonunda “aman ne çok çektim, ne iyi iş becerdim” dedirtiyorsa eyvah eyvah… Tesbih eğer bir disiplinse ve her görüldüğünde, her dokunulduğunda Yüce Sevgili’yi hatırlatıyorsa “eyvallah”… Değeri çocuklarınıza miras değil hatıra olacaksa eyvallah…
 
Saymak deyince bir de Rahmetli babamın bir hatırasını nakledeyim. 70’li yıllarda Kâbe-i Muazzama’nın avlusundayız. Kıyafetlerinden İranlı olduğunu anladığımız saf ve temiz biri tavafa başladı ve mültezem üzerine 7 adet küçük taş koydu. Sonra bir şavt döndü, taşlardan birini ötekilerden ayırıp az açıklarına koydu. Sonra bir şavt daha döndü ve ikinci bir taşı daha alıp birincinin yanına koydu. Anladık ki 7 şavtı karıştırmamak için taşlar ile sayıyor, hepsi yer değiştirince tavaf bitmiş olacak. Muzip babam durur mu, kalktı öteye alınan taşlardan birini yerine geri koydu. Garibim tavafa devam etti, her şavtında bir taş yer değiştirdi ama o arkasını dönünce taş da yerine geri döndü. Zavallıyı saatlerce tavaf ettirdik, gıkı çıkmadı. Rabb’im hepimize sayamayacak kadar saflık lutfetsin…
 
Âmin. Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.
 
Ne demek, biz teşekkür ederiz.
 
Mülakat: İbrahim Ethem Gören