Anasayfa » Haberler » Yönetim Kültürü Etkinlikleri » Güncel Gelişmeler SohbetleriFilistin Rotasında İnsanlık ve İyilik Öldü
Filistin Rotasında İnsanlık ve İyilik Öldü
12 Haziran 2010       

Başbakan’ın ifadesiyle “Korsan devlet” İsrail’in 31 Mayıs Pazartesi günü seher vaktinde “Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım” kampanyası kapsamında Türkiye’den, mazlum Müslümanların şehri Gazze’ye insani yardım taşıyan 6 gemilik filoya saldırı düzenlemişti.

Akdeniz’in uluslararası karasularında düzenlenen menfur saldırıda 9 Türk yardım gönüllüsü şehit oldu; onlarca masum sivil yaralandı… Gazze yolundaki iyilik yüklü gemilerde insanlık öldü…

İsrail’in “vahşi” katliamı geride kalan 10 günlük süreçte pek çok mahfilde tartışıldı, kınandı, hadiseler hakkında pek çok yazı kaleme alındı.

Mavi Marmara saldırısı, Boğaziçi Üniversitesi öğrenci ve mezunlarının öncülüğünde, mensuplarını gönüllülük ve medeniyet bilinci temelinde buluşturarak; onların önderlik ve yöneticilik yeteneklerinin gelişmesine katkıda bulunmayı gaye edinen Vakfımızın da gündemindeydi. 10 Haziran Perşembe günü Rumelihisarı’ndaki vakıf mekânımız Boğaziçi Konak’ta düzenlenen “Filistin Rotasında İnsanlık ve İyilik Öldü” konulu sohbet/bilgilendirme toplantısına camiamız yoğun ilgi gösterdi.

Özgür-Der Başkanı Rıdvan Kaya’nın ve İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Mesut Özcan’ın konuşmacı olarak katıldığı toplantıyı Vakfın Başkan Vekili Halim Sırçancı yönetti.

 Halim Sıçancı, siyonist İsrail tarafından uluslararası sularda durdurulan Mavi Marmara gemisinde 9 kardeşimizin şehit olduğu bu olayın bir milat olarak değerlendirilebileceğini çünkü Türk halkının ilk defa bu soruna bu kadar yakından tanık olduğunu ifade etti. “Yaşanan bu olayın beklenenin de ötesinde başarı elde ettiğini söyleyebiliriz.” diyen Halim Bey, İsrail’in bu olayla gerçek yüzünün bir kez daha açık bir şekilde anlaşıldığını söyledi.

Toplantıda gemilere saldırı anında yaşananlar, Mavi Marmara’daki kardeşlerimizin psikolojik durumları, kararlılıkları, gözaltına alınma süreçleri, İsrail hapishanesinde yaşananlar, Türkiye’nin girişimleriyle serbest bırakılmaları, Gazze ablukasının dünü, bugünü ve yarını, Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceği, Ortadoğu’da yeni süreçler, AB’nin ve İslâm ülkelerinin olaylara bakışı teşrih masasına yatırıldı.

Toplantıda tuttuğumuz notları okuyucularımızla paylaşmak istiyoruz:

Rıdvan Kaya

Özgür-Der Başkanı

1917’de İngiltere’nin Filistin’i işgal etmesi ile başlayan süreç, Filistin’in Yahudiler tarafından işgal edilip orada devlet kurmaları ile devam etti. İsrail yerli bölge halkını katliama, tehcire maruz bırakarak, boş kalan alanlarda devletinin temelleri atmış oldu.

1967’deki 6 Gün Savaşı ile birlikte Batı Şeria ve Gazze de İsrail denetimine girmiş oldu. 2006 yılında Hamas’ın iktidar olması ile yoğun bir abluka dönemi başlamış oldu. Bundaki amaç, halk ile Hamas’ın ilişkisini bozmaktı. İsrail adeta Filistinlileri Hamas’ı seçtikleri için cezalandırıyordu. 2008 Aralık’ındaki Gazze saldırısı, esir asker Şalit’i kurtarmak için yapılmıştı. Gazze’nin tarumar edildiği bu saldırı, İsrail açısından bir fiyasko olmuştu. Buna rağmen abluka devam ediyordu.

Free Gaza Movement ile bu abluka kırılmak istenmişti. Bu ablukanın sürmesinde Mısır’ın da etkisi vardı. Bir liman kenti olan Gazze’nin deniz yolu ile olan bütün bağları kesilmişti. Gazze liman olma özelliğini yitirmiş, önemli bir geçim kaynağı olan balıkçılık bile engellemişti. Zira daha geçenlerde Filistinli 4 balıkçı şehit edildi.

 

Yapılan bu organizasyon sadece İHH’nın ya da Türkiye’nin bir organizasyonu değil. Organizasyonda Avrupalılar, Alman parlamenterler, çeşitli ülkelerden ve dinlerden insanlar da vardı. Gemide ağırlıklı olarak Müslümanlar vardı ama başka dinlere mensup insanlar da vardı. Mesela Filistinli bir papaz, bir güvertede cemaat halinde namaz kılarken bu cemaatin yanında durarak dualar etmişti.

Pazar akşamı geç saatlerde İsrail gemiyi taciz etmeye başladı. Kaptana nereye gittiğini sormuşlar. Taciz devam ederken, yayın engelleniyordu. Buna rağmen gemiden yayına devam ediliyordu. Bu yayınlar esnasında tacize uğradığımızı söylüyorduk.

Tacizler devam ederken biz Mısır istikametine yöneldik. Elimizden geldiğince İsrail ile karşılaşma ihtimalini azalmak için. Fakat sabah namazının 2. rekatında görevliler “geliyorlar” diye bağırmaya başladı. Bunun üzerine yaklaşık 30 kişi özellikle kaptan köşkünü korumak için orada bulunuyordu. Hücumbotlarla yanaştılar, gemiye giremeyince helikopterle indirme yaptılar. Özellikle kaptan köşkünü koruyan arkadaşlara yönelik saldırılar yapıldı. İçeriye yaralılar getirilmeye başlandı. Kısa süre içinde alt büyük salon yaralı ile doldu. İlk esnada 30-40 arası yaralı vardı. İlk anda 4 kişi şehit oldu, başlarından vurulmuşlardı. Doktor müdahale etmişti fakat çok fazla kan kaybediyorlardı.  Mesela Uğur Süleyman adındaki bir arkadaş da çok kan kaybediyordu. Öleceğini sanmıştık. Şükür ki şu an Ankara’da hastanede kendisi. Salon sanki mezbahaneye dönmüştü. Askerlere yaralılarımızın tedaviye alınması gerektiğini söylüyorduk fakat bir şekilde süreyi uzatıyorlardı. Ayrıca İsrail askerlerine teslim ettiğimiz, 4 kurşunla yaralanan bir arkadaşımız vardı. Yaralı olmasına rağmen  karnına iki defa daha ateş ettiler ve 2 saat güvertede yerde beklettiler. Bazı şehitlerimizin yaralarından ve aşırı kan kaybından dolayı vefat ettiklerini söyleyebiliriz.

Bu saldırı gemi tam İsrail’den 74 mil uzaklıkta iken yapıldı. İsrail’in yaptıklarını meşru görmüyorum. Bu doğrudan vahşice bir saldırı bir katliamdır.

Herkesi güvertede topladıktan sonra sabah 9 gibi Aşdod’a doğru hareket ettik. Akşam 6 gibi limana vardık. Gazze limanına 10 saatlik bir mesafe varken bize saldırdırlar. 2 gece tutuklu kaldıktan sonra Allah’a hamd olsun ki serbest bırakıldık.

Bu saldırı aslında çok özel bir olay değildi. Bu olay özel olarak düşünülmemeli çünkü İsrail zaten budur. Şatilla, Cenin katliamları, işkence, tecavüz ve vahşet hepsi zaten İsrail’i gösterir.

Allah başta Filistinliler olmak üzere bütün Müslümanların yardımcısı olsun. Bu belayı kısa zamanda Müslümanların başından def etsin.

Mesut Özcan

İstanbul ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi

1948-1967 yılları arasında Filistin’i kurtarmak Arapların gündemindeydi. O yıllarda bu sorun bütün Müslümanların sorunu olarak görülüyordu. Bu durum 1967 savaşından sonra değişti. 1967’den sonra sorun sadece bir Filistin sorunu oldu. Mısır, Ürdün ardından da Suriye elini bu olaylardan çekti. Mısır Camp David ile barışı sağladı. Daha sonra da Ürdün İsrail ile barış antlaşması yaptı.

Türkiye’ye baktığımızda 1949’da İsrail’in tanındığını görüyoruz. Böylece Türkiye, İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke oluyor. O dönemde Türkiye, İsrail’in nasıl bir devlet olacağını kestiremiyor. Sovyetlere yakın olduğu düşüncesi ile ilk önce çekimser davranıyor. Daha sonra Hüseyin Cahit Yalçın’ın orda yaptığı gözlemler İsrail’in komünist bir devlet olmadığını gösteriyor. Böylece İsrail, Türkiye tarafından tanınmış oluyor.

1950’li yıllarda iki ülke arasında ilişkiler gelişiyor. 1967-1973 yılları arasında yaşananlar sebebiyle Türkiye tekrar çekimser davranıyor. 1980 yılında Kudüs’ün ilhak edilmesi ile Türkiye ilişkileri düşürüyor. 1985’te Özal’ın ABD’deki Yahudi lobisinin desteğini almak umuduyla ilişkiler tekrar gelişim gösteriyor. 1996 yılında iki ülke arasındaki ilişkiler zirve yapıyor denilebilir. 3 önemli askeri anlaşma imzalanıyor. Tabi yapılan bu antlaşmalardan hükümetin haberi bile olmuyor, Böyle bir ortamda ilişkiler üst düzeye çıkıyor. 1999 yılında ise ilişkilerin dönüştüğünü görüyoruz. Bunun bence en önemli 2 sebebi şudur: ilki Öcalan’ın yakalanması -ki böylece İsrail’e ihtiyacımızın kalmadığını düşünüyoruz- ikincisi Türkiye’nin AB adayı olarak gösterilmesi. Fakat esas dönüşüm 2002’de başlıyor. Bu dönüşümde sadece Türkiye’nin değil İsrail hükümetinin o zamanki tutumu da etkili olmuştur.

2005 sonuna kadar Şaron, tek taraflı, Arafat’ı izole eden ve müzakere edilemeyen bir aktör olarak çıkıyor karşımıza. Bu dönemde İsrail’e karşı bir mesafe konuluyor fakat elçilik düzeyinde ilişkiler hâlâ devam ediyor.

2006’da Hamas seçimleri kazanarak iktidar oluyor. Aslında ABD 11 Eylül sonrasında serbest seçim politikalarını destekliyor. Fakat bu politikalar Filistin’de uygulandığında Hamas, Mısır’da uygulandığında ise Müslüman Kardeşler iktidar olunca bu politikalardan vazgeçiliyor.

Bu süreçte Türkiye’nin Halid Meşal’i davet etmesi çok büyük tepkilere yol açıyor. Fakat bu sürecin devamında yaşanan 2008 Aralık- 2009 Ocak Gazze saldırısı iki ülke ilişkilerini önemli ölçüde etkiliyor.

Genel olarak baktığımızda Nasr’dan sonra Filistin meselesini retorik düzeyde de olsa ele alan Saddam vardır. İran her ne kadar bu meseleye eğilmiş gibi görünse de bu ülkenin yaptıkları pek etkili değildi. Çünkü İran’ın Filistin’e desteğinin arkasında dış siyasetteki çıkarları vardı. Gelinen noktada bu meseleyi gerçekten sahiplenen bir tek aktör Türkiye’dir.

Ben yaşanan bu saldırıda özellikle bu filoyu tertipleyen İHH yetkililerinin aylarca tutuklu olarak kalacaklarını düşünüyordum. Çünkü hatırlarsanız İHH yetkililerinden İzzet Şahin sebepsiz yere 20 günden fazla tutuklu kalmıştı. Fakat Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu nezdindeki girişimlerle İsrail’de hiç kimse kalmamak koşulu ile herkes serbest bırakıldı. Davutoğlu ABD’yi arabulucu kabul ederek bunu yaptı. Böyle yapması önemliydi çünkü İsrail’e doğrudan etki edebilecek tek devlet ABD’dir.

İsrail uluslararası hukuku ihlal etti bu saldırı ile. Bu durumda başvurulabilecek tek merci BM’dir. Fakat görüyoruz ki bazı devletler uluslararası hukukta diğerlerinden farklı bir konumda olabiliyorlar.

Gemi saldırısına baktığımızda aslında orada yaşananların, Filistinlilerin her gün yaşadıkları şeyler olduğunu görüyoruz. Bu olay Türkiye ve İsrail arasındaki ilişki açısından bir kırılma noktasıdır. Çünkü ilk defa Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları İsrail askeri tarafından öldürüldü. Türkiye ise sadece TC vatandaşları için değil aynı zamanda bu ablukanın kaldırılması için de mücadele veriyor. Artık Türkiye-İsrail ilişkileri gergin. Bana göre Türkiye’nin elindeki en önemli koz, İsrail ile olan bütün ilişkilerin kesilmesi olacaktır. Bu şu açıdan önemli: İsrail her ne kadar güçlü bir devle olsa da bölgede izole edilmiş bir konumdadır. Bundan ötürü İsrail’in Türkiye ile olan ilişkisi son derece önemlidir. İsrail’in o bölgedeki varlığı açısından Türkiye önemli bir yere sahiptir.

Bundan sonraki süreçte başarı ya da başarısızlık 9 şehidimizden sonra yürütülen soruşturma ve ablukanın kaldırılması yönündeki adımlar hususunda yaşanacak gelişmelere bağlı olacaktır.

Neşe Kara-İbrahim Ethem Gören