Anasayfa » Haberler » Sosyal ve Kültürel EtkinliklerDr. Kerem Kınık: İnsan kıymetinin gözetilmediği coğrafyalardaki acılar daha sessiz… Bu büyük acıların savunuculuğunu yapmamız gerekiyor.
Dr. Kerem Kınık: İnsan kıymetinin gözetilmediği coğrafyalardaki acılar daha sessiz… Bu büyük acıların savunuculuğunu yapmamız gerekiyor.
27 Kasım 2017 - 15.00       

27 Kasım Pazartesi günü Boğaziçi Üniversitesi Rektörlük Konferans Salonu’nda düzenlediğimiz “İnsanlığın Yardım Eli Kızılay” başlıklı etkinlikte Kızılay Genel Başkanı Dr. Kerem Kınık konuğumuz oldu. Geçtiğimiz günlerde Kızılay- Kızılhaç Dernekleri Federasyonu Avrupa Başkanlığı görevine de seçilen Kınık’tan dünyanın birçok bölgesinde yaşanan ızdıraplara merhem olma çabasındaki Türk Kızılayı’nı dinledik.

Vakfımız Mütevelli Heyeti Başkanı Bahattin Aydın programın açılışında yaptığı kısa konuşmada son dönemlerde farklı coğrafyalarda yaşanan dramlara yönelik yapılan yardımların iyi bir organizasyonla hayata geçirilmesinin önemine dikkat çekerek bu noktada Kızılay’a duyulan güvene değindi.

Bahattin Aydın’ın ardından sözü bıraktığımız Kızılay Genel Başkanı Kerem Kınık, Kızılay’ın insani yardım, afet ve halk sağlığı olmak üzere üç sacayağı üzerine oturan bir kurum olduğunu belirterek başladı konuşmasına… 1868 kuruluşlu olan kurum yakın zamanda 150’nci yılını kutlayacak. Savaşta cephede ordumuza destek vermek üzere Osmanlı’nın sıkıntılı dönemi 1’inci Cihan Harbi yıllarında kurulmuş olan Hilal-i Ahmer’in gençlerimize anlatacağı çok hikâyenin olduğunu söyleyen Kerem Kınık, yakında açılacak üç Kızılay müzesinin de müjdesini verdi bizlere…  Kerem Bey’in verdiği bilgilere göre müzelerin ilki 1’inci Cihan Harbini konu edecek ve bu noktada en önemli cephemiz olan Çanakkale’de açılacak. İkinci müze Ankara’da açılıp İstiklal Harbi’ni ve Cumhuriyetimiz’in kuruluşunu konu edecek. Üçüncü müze ise günümüzde insani yardım, afet konularında toplumda farkındalık oluşturmak maksadıyla İstanbul’da açılacaktır.

7

İnsani yardım, afet ve halk sağlığı temelleri üzerine oturan kurumun dünyadaki büyük sistemin bir parçası olmaya çalıştığını ifade eden Kınık bu noktada insani yardım alanında dünyada var olan üç akımı anlattı. “Biri bizim  “mavi aile” dediğimiz BM temelli çalışan organizasyonlar. Dünya Sağlık Örgütü, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, FAO, WHO gibi. BM ve bağlı kuruluşlar, devletlerarası kuruluşlar örgütler muhalefetiyle yürütülen çalışmalardır. Bir diğeri sivil toplum alanında örgütlenmiş olan enjiyolar, devlet dışı aktörler. İHH, YYD, Oxfam gibi yerli yabancı pek çok farklı organizasyon. 4-5 bin organizasyon ve 500.000 çalışanıyla büyük bir sektör. Üçüncü olarak ve en köklü olarak en kadim geçmişi olan aile ise “kırmızı aile” dediğimiz Kızılay-Kızılhaç hareketidir. Bu hareket 1864 Cenevre Konvansiyonuyla beraber başlayan ve kurucusu İsviçreli bir iş adamı, gazeteci ve entelektüel olan Henry Dunant ve Dunant’ın Solferino savaşında görmüş olduğu büyük insanlık ızdırabını dindirmek için başlattığı bir insiyatifle doğan hareket.”

Hilal-i Ahmer’in bu hareketin kurulan 12’nci ulusal derneği olduğunu söyleyen Kerem Kınık, artık her geçen gün yükselen bir ivme kazanan Kızılay’ın bu ailede köklü bir yere sahip olduğunu vurguladı.

BU TOPRAKLARDAN İNSANLIĞA KATABİLECEĞİMİZ ÇOK ŞEYLER VAR. BİZ BİR YARDIM MEDENİYETİYİZ

Son dönemdeki faaliyetlerini 2015 yılı sonrasında tüm dünyanın kabul ettiği “sürdürülebilir kalkınma hedefleri” doğrultusunda planladıklarını vurgulayan Kızılay Genel Başkanı sözlerini şöyle sürdürdü:

“Boğaziçi Üniversitesi sosyal bilimlerde daha öne çıkmış bir üniversite olarak bu konuların altını daha kalın çizmek istiyorum. Çünkü Türkiye’de özellikle insani gelişmişlik, barınma ve yoksullukla mücadele gibi alanlarda entelektüel seviyemizin ve kapasitemizin hem akademik hem de toplumsal anlamda bahsediyorum yükseltilmesi gerekiyor. Bu topraklardan insanlığa katabileceğimiz çok şeyler var. Biz bir yardım medeniyetiyiz. Bugün Vakıflar Genel Müdürlüğü arşiv kayıtlarında 200 bini aşkın vakıf senedi olduğunu biliyoruz. Bu Selçuklu ve Osmanlı döneminde kurulmuş olan ve toplumsal bir çıktı üretmenin amaçlandığı organizasyonel yapıdır. Bu yapı içerisinde göçmen kuşların tedavisini yapılmasına yönelik vakıflar var, evlenemeyenleri evlendirme amaçlı kurulan vakıflar ve tabi ki her köşe başına yapılan sadaka taşlarımız var. Yardım ahlakıyla yürütülen özgün modellerin yeniden bugüne taşınması ve bu çıtanın aşılarak insanlığa bu anlamda katkı verilmesi için biraz sizlerin araştırmasına ihtiyaç duyuyoruz.”

8

Kurum olarak sağlıklı bir yaşam kültürü, sağlıklı beslenme, insanların kişisel anlamda beden sağlığının muhafaza edilmesi ve toplumsal sağlığın muhafazası noktasında kendilerine hedefler koyduklarını belirten Kerem Kınık, son yılların büyük dramlarından biri haline gelmiş olan mülteci meselesine dair çarpıcı rakamlar verdi. Buna göre özellikle silah zoruyla evlerini barklarını terk etmiş insan sayısına bakıldığında 2’nci Cihan Harbinden bu yana ulaşılan en yüksek rakamın görüldüğüne dikkat çeken Kınık, bu insanlık dramının 65 milyon kişiye ulaştığını belirtti.  Özellikle Afrika ve Asya’dan Avrupa’ya bir yöneliş olduğunu söyleyen Kınık mültecilere yaklaşıma dair dikkat çekici şu sözleri kaydetti:

“Bu büyük bir insanlık dramı olan yöneliş… Bu tamamen bir gelecek kaygısıyla, çocuklarına bir gelecek, bir yaşama umudu bulabilme umuduyla yapılan bir yöneliştir. Peki Avrupa ne yapıyor, yüksek duvarlar örüyor, yeni göçmen politikaları üretiyor ve bunların arasından sadece eğitimli olanları, meslek sahibi olanlarını alma eğilimine gidiyor. Aslında bu insani görünen bir mültecilik desteği değil sistematik bir göç politikasıdır. Bir yandan düşündüğümüzde, aslında burada beynini çalıyor bu insanların. Dışardan bakıldığında bu hadise mülteciye yardım gibi algılanıyor. Biz Türkiye olarak 4 milyon mülteciye ev sahipliği yapıyoruz ve bunların % 80’ine yakını kadın çocuk ve 65 yaş üstü yaşlı yani bakıma muhtaç insanlardan oluşuyor. Bu açıdan bakıldığında olayın savunuculuk noktasında, insani diplomasi, insani politikalar noktasında tüm çıplaklığıyla anlatılması gerekiyor. Bunlar için de sizlere ihtiyacımız var.”

HER AKŞAM 890 MİLYON İNSAN BAŞINI YASTIĞA AÇ KOYMAKTADIR!

Programda vakit ilerledikçe içimizi daha da yakan rakamlarla bizi yüzleştiren Genel Başkan,  her yıl yavrusunu dünyaya getirirken 350 bin annenin hayatını kaybettiğini, bunun en az 20 katı kadar annenin de maalesef yeterli sağlık hizmeti alamadığı için doğum sonrası sakatlanmalar ve kronik hastalıklara maruz kaldığını ifade etti.

Dünyada bir taraftan aşırı tüketmeye bağlı hastalıklar obezite, diyabet ve bunlara bağlı gelişen onkolojik vakalar artarken bir taraftan da açlık artmakta ve her yıl 14 milyon insan doğrudan açlığa bağlı sebeplerden hayatını kaybetmektedir. Bu gerçeğin bir tarafında toplamda 4 milyar ton gıda üreten insanlık varken diğer taraftan aynı insanlık bunun 1,3 milyar tonunu tüketmeden çöpe atmaktadır. Oysaki bu tabloda aynı dünyada yaşadığımız 3 milyon bebek doğrudan açlıktan ölmekte, her akşam 890 milyon insan başını yastığa aç koymaktadır. Bu rakamları bizlerle paylaşan Kerem Kınık bu noktada Kızılay’ın varlık sebebine şu sözlerle vurgu yaptı: “Bu rakamlar bize şunu gösteriyor. Öncelikle bu dünyada yaşarken değişik sebeplerle birileri daha yoksul birleri daha varsıl, birileri yeterli gıdaya içme suyuna erişebiliyor birileri erişemiyor. Bu haksızlığın adaletsizliğin giderilmesi için bir şeyler yapmak durumundayız, varlık sebebimiz budur.”

11

Yoksulluk ve açlığın insanları fasit bir daireye soktuğuna işaret eden Kınık, bu daireden tek başına çıkabilirliğin mümkün olmadığını bu sebepten de yardıma ihtiyaç duyanlara dinimizin emri olan Bakara suresinin 219’uncu ayetinden bir bölüme işaretle kazanılacak paylaşma duygusunun ancak insanlığı kurtarabileceğine dikkatlerimizi çekti.

“Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki ihtiyacınızdan fazlasını!”

Konuşmasında sık sık Kızılay’ın tarihine atıf yapan Genel Başkan bugün artık modern Kızılay neler yapıyor sorusuna cevap niteliğinde yaptığı aktarımlarla devam etti.

Kızılay doğal ve beşeri afetlere karşı toplumun mukavemetini artırmak,  bu anlamda toplumun kendi kendine ayakta kalabilme kapasitesini artırmak, milli bir ödev olarak kan toplamak, sosyal yardımlar, sağlık ve gençlik eğitimi, mülteci sağlığı konularında hizmetler görmektedir. Başlatmış olduğu “güvenli yaşam kültürü seferberliği” ile olağanüstü durumlarda ve afetlerde kendi başımıza ayakta kalabilecek temel becerileri kazanabilme veya bu anlamda zarar görmüş toplumda etkilenmiş kesimlere profesyonel destek gelene kadar yardım edebilme, ilkyardım ve arama-kurtarma noktasında bir farkındalık oluşturup davranış değişikliği ve beceri kazandırma çalışması yürütmektedir.

“Türkiye’deki afet kültürünü ve güvenli yaşam kültürünü geliştirmeye gayret ediyoruz. Maalesef afetlerle ilgili ülkemizdeki algı eksiklikler içeriyor. Toplumumuzdaki insanları sadece afetzede olmaktan çıkarıp katılımcı, gönüllü bir modele getirmek için çalışma yapıyoruz.  Güvenli yaşam kültürünü besleyecek olan toplumsal örgütlenmeyi oluşturmaya çalışıyoruz.” diyen Kınık bu kültürü oluşturmak için farklı modüllerde pek çok sertifikasyon programlarının olduğunu ifade etti.

SİZ İÇİNCE BAŞKASINA FAYDASI DOKUNAN TEK MADEN SUYU: KIZILAY MADEN SUYU

Çok sayıda huzurevi, aşevi, sayı ve niteliklerini her geçen gün artırdıkları öğrenci yurtları, parçalanmış aileleri birleştirilmesine yönelik çalışmaları bulunan ve tüm bu hizmetleri devletten katkı almadan sadece kendi kaynakları, iktisadi işletmeleri ve bağışçılarının destekleriyle yapan Kızılay’ın ülke geneline yayılmış bir afet müdahale kapasitesi bulunmaktadır. 9 bölgede ve 25 yerel-bölgesel afet depolarıyla herhangi bir afet olduğunda 350 bin insanı barındırabilecek, besleyebilecek bir kapasiteyi sürekli hazır halde tutan kuruma, belirtilen sayıda insana hizmetle yüklenen bu vazife ulusal afet müdahale planımızda yer almaktadır. Kurumun “siz içince başkasına faydası dokunan tek maden suyu” olarak tabir ettikleri Kızılay Maden Suyu işletmesine dair biri Afyon biri de Erzincan’da bulunan tesisi ve ayrıca Avrupa’ya çadır ihraç eden çadır üretim tesisi bulunuyor.

Kızılay’ın yıllar içerisindeki ekonomik büyümesi hakkında bilgileri de paylaşan Kerem Kınık, kurumun 2018 bütçesinin 5,5 milyar lira olacağını ve bunun yine tamamen uluslararası fonlar, kendi geliştirdikleri iktisadi işletmeler ve bağışçı desteğiyle gerçekleşeceğini belirtti. Yine yıllar içerisinde artan kan hizmetlerine de değinen Kınık, kan ihtiyacının acil değil sürekli bir ihtiyaç olduğunun altını çizdi. Her gün 10 bin ünite kan toplanması gerektiğini belirten Kınık tüm gençlerimizi kan bağışı yapmaya davet etti.

Hastaneleri, ilkyardım eğitim merkezleri, uluslararası yardımları, sınır ve sınır ötesi yardımları bulunan Kızılay’ın dünyada yeni bir model olan nakit transfer desteği de bulunmaktadır. Bugün sayısı 1,3 milyona ulaşan kişiye nakit şartlı destek sağladıklarını belirten Kerem Kınık, yaklaşık 65 farklı vatandaşlıktan yabancının nakit kartı olan Kızılay Kart’tan faydalandığını söyledi. Türkiye’ye gelen değişik sebeplerle insani yardıma muhtaç pek çok insana destek verdiklerini vurgulayan Kınık, insani yardımlar konusunda aslan payının komşumuz Suriye’ye yönelik olduğunu söyledi.

“Kızılay toplumumuzun mukavemetini artırmak için tüm bu anlattığımız faaliyetleri yapmaktadır. Bu da toplumsal katılımla büyüyecek olan bir harekettir. Kızılay yapısı gereği bir dernek statüsünde olabilir, ama özünde bir harekettir. Gönüllüleriyle, bağışçılarıyla destekçileriyle ve çalışanlarıyla beraber uluslararası bir hareket… Bu hareketin bünyesinde yer alabilirsiniz ve bu hareketin daha farklı hizmet alanlarında yaygınlaştırılması, daha farklı coğrafyalara ulaştırılması ve daha etkin ve sürdürülebilir hizmetler yapabilmesi noktasında da kıymetli katkılarınız olabilir.” sözleriyle hepimizi Kızılay gönüllüsü olamaya davet eden Genel Başkan’ın program boyunca belki de en vurucu cümlesi şu oldu:

“İnsan kıymetinin gözetilmediği coğrafyalardaki acılar daha sessiz… Bu büyük acıların savunuculuğunu yapmamız gerekiyor. “

Çarpıcı sunumu sonrasında katılımcılardan gelen sorular çerçevesinde paylaşımlarına devam eden Dr. Kerem Kınık’a bırakalım sözü yine:

“Nijer’de kadınlarda doğum sırasında profesyonel destek alamadıkları için doğum sırasındaki yaralanmalar nedeniyle fistül rahatsızlığı oluşuyor. Yani doğum yaptıktan sonra kadınlar idrarını tutamıyor ve o idrar sürekli damlıyor. Belli bir süre sonra bu kadınlar enfeksiyon kapıyor ve kötü bir koku etrafa yayılıyor. Bu insanlar oturamadıkları için otobüste seyahat edemiyorlar ve kötü koktukları için aileleri ve toplumdan yavaş yavaş dışlanıyorlar. Ve bunlar çoğunlukla 12-13 yaşında genç anneler. Sadece Nijer’de 200 bin kadın bu sorunla pençeleşirken ülkede bu rahatsızlığın ameliyatını gerçekleştirebilecek doktorların sayısı sadece 4’tür. Genç kadınlara fistül ameliyatı yapmak için Nijer’e gittik. Yetkililer hastalara haber ulaştırmış. Yüzlerce kilometre uzaktan kadınlar ameliyat olmak ümidiyle hastanenin bahçesinde toplanmış. 350-400 kadar kadın vardı orada. Ellerinde birer ikişer küçük çocuk… Hangi birine yetişeceğiz! Genç olanları ve çocuk sayısı fazla olanları tercih etme durumunda kaldık. Orada kaldığımız 10 günde ancak 50 kadar kadını ameliyat edebildik. Daha binlerce genç hasta kadın büyük bir umutla yolumuzu gözlüyor. Yine Afrika’ya katarakt ameliyatları için gidiyoruz, ama insanların sadece tek gözlerini ameliyat yapıyoruz ki daha fazla sayıda insanı yapabilelim. Bu adeta denizyıldızlarını tek tek denize atmaya benziyor, sayı az olsa da çalışmaya devam ediyoruz. Tüm bu saydığımız sorunları çözmek için global bir çaba gerekiyor. Bu sebepten entelektüellerin dünyanın farklı dertleriyle biraz daha fazla ilgilenmesi gerekiyor. Bugün televizyonları açtığımızda kanalları değiştiriyoruz, o gün diyelim önemli bir büyük kaza olduysa tüm ulusal kanallar oradan haber veriyorlar. Sırf bizde değil bu durum. Tüm dünya da böyle yapıyor. Yapay gündem bunlar. Dünyada takip edilmesi gereken uzmanlık alanımızla ilgili olabilir, coğrafi bölgelerle ilgili olabilir farklı farklı gündemler var aslında. Bunları takip ederek bu acıları en azından sahiplenerek, sahipsiz acıların, dilsiz acıların dillendirilmesine vesile olabiliriz. “

12

AZINDAN ÇOK VEREN CÖMERT TÜRKİYE!

Konuşmacımız katılımcı bir öğrenciden gelen “Biz Türk milleti olarak dünya üzerinde acı çeken yardıma ihtiyacı olan nice mazluma hizmet etmenin bilincindeyiz ve onlara karşı borçlu olduğumuzu bilen bir milletiz. Peki biz bu kadar cömertken dünyada bizden daha cömert olan kendilerini yine böyle cömert olarak ifade eden kurumlar var. Bu tarz kurumların nasıl çalışmaları, ne tür yardımları var?” şeklindeki soruya gerçek cömertliği ortaya koyan şu cevabı verdi:

“Dünyada yardımseverlik insana mahsus olan bir şey… Bir başkasının derdiyle dertlenme bir menfaatin olmadan verme, bu dünyanın bütün toplumlarında var. Kimisinde az var kimisinde çok var. Ama bugün bu işlerin de istatistikleri tutuluyor. Dünyada başka toplumlar için yardım yapan ülkeler içerisinde miktar açısından başı çeken ülke ABD’dir. 6,5 milyar dolar yardım yapıyor ABD. Bundan sonra ikinci ülke Türkiye’dir, 6,1 milyar dolarla. Burada ülkenin gayrisafi milli hasılasına oranla baktığımız zaman asıl cömertlik ortaya çıkar, yani azından çok vermek … Zira ABD gayrisafi milli hasılasının sadece %0,03 kadarını yardımlar için ayırıyor. Biz ise % 0,75 ayırıyoruz ki bu ABD’ninkinin 30 kattan daha fazlası bir cömertlik oluyor.”

“İnsanlığın Yardım Eli Türk Kızılayı” başlıklı etkinliğimizde bizleri gülümseten anlar da yaşadık. Kerem Bey programa değerli annesi Fatma Kınık Hanımefendi’yi de getirmişti. Bir öğrencimizin Fatma Hanım’a sorduğu “Kerem Bey çocukluğunda da yardımsever miydi?” sorusuna cevaben söyledikleri şu sözler hepimizi gülümsetti: “Evet küçük yaşta başladı aslında o faaliyetlere. İlkokul 3’üncü sınıftaydı. O zaman belediye otobüslerine binmek için kâğıttan bilet alınıyordu. Topkapı’daydık… Kerem yere düşmüş bir bilet buldu. “Bunu ne yapacağım şimdi?” dedi. Sağına baktı, soluna baktı. Yaşlı bir adam gördü ve “Anne ben en iyisi ona götüreyim, o amca kullansın bunu” dedi. Götürdü, amcaya verdi ve amca çok sevindi, muhtaçmış zaten.” Bu olayı ilk defa duyan Kerem Bey annesine teşekkür etti.

“Dünyada yapılan insani yardımın toplamına baktığınız zaman bir kozmetik sektörüne ayrılan paranın yarısı etmiyor. Hepimiz BM, tüm STK’lar Kızılay, Kızılhaç hep birlikte çalışıp para topluyoruz, değer üretiyoruz. Ama topladığımız para kozmetik sektörünün yarısı kadar etmiyor. Savunma sektörünün % 10’u bile etmiyor. İnsanlık öldürmek için harcamış olduğu paranın % 10’u kadarını bile en azından yaraladığı insanların tedavisi için ayırmıyor. Bunlar özellikle savunuculuk dediğimiz insani araçlarla dünyada anlatılmak durumunda ki sosyal sorumluluk noktasında şirketler ve büyük devletler daha fazla pay ayırıp insiyatif alabilsinler.” sözleriyle konuşmasını bitiren Kızılay Genel Başkanı ve Kızılay-Kızılhaç Dernekler Federasyonu Avrupa Başkanı Dr. Kerem Kınık’a programımıza katılımı için teşekkür ediyoruz.