Anasayfa » Haberler » Yönetim Kültürü Etkinlikleri » Divan SohbetleriDivan Sohbeti’nde Haluk Sur’dan Türkiye’de Gayrimenkul Sektörünün Gelişimini Dinledik
Divan Sohbeti’nde Haluk Sur’dan Türkiye’de Gayrimenkul Sektörünün Gelişimini Dinledik
26 Aralık 2011       

Emlak GYO Yönetim Kurulu Üyesi ve Urban Land Institute Türkiye Başkanı Haluk Sur’un konuk olduğu 21. Divan Sohbetimizin konusu, Türkiye’de Gayrimenkul Sektörünün Dünü, Bugünü ve Yarını oldu.

Programımız, soğuk ama güneşli güzel bir kış gününde, İTO Cemile Sultan Tesislerinde güzel bir kahvaltıyla başladı. Kahvaltının ardından söz alan Mütevelli Heyeti Başkanımız Haluk Dortluoğlu, Türkiye’nin gayrimenkul sektöründeki gelişimi göz önünde bulundurduğumuzda bu konuda bir toplantı yaparak işi uzmanından öğrenmemizin faydalı olacağını söyledi, ve sözü Haluk Sur’a bıraktı.

Haluk Sur konuşmasına, 1970li yıllardan günümüze kadar, dünya ve Türkiye’deki önemli siyasi ve ekonomik gelişmeleri başlıklar halinde sıralayarak başladı.

1960ların ortasından itibaren Türkiye’nin kalkınma süreciyle beraber sanayileşmeye bağlı iç göçün sinyalleri başlamıştı. 70li yılların başında gelen muhtıra, koalisyon, anarşik terör, bu kalkınma hareketini yavaşlattı. 80li yıllardaki Özal iktidarı, Türkiye için, özellikle de telekomünikasyon ve imar alanlarında yeni atılımların olduğu bir dönem oldu. 90lı yıllar, asya ülkelerinin dünya ekonomisinde boy gösterdiği ve dünya ekonomisinin genleştiği yıllar oldu.

2000li yıllara gelindiğinde dünyada para bollaşmıştı sermaye akacak yer arıyordu. Türkiye, yaşadığı siyasi çalkantılar ve ekonomik yetersizliklerle beraber, taşıdığı tüm yükleri 2001’de yaşadığı ekonomik kriz ile beraber üzerinden atmaya başladı. 2001 krizi, Türkiye’de bir değişime neden oldu. Kalıp demokrasiler katılım demokrasisine dönüştü, ihtiyaçların gerisinde kalan ekonomik planlamalar, şehirleşme konusunda da sıkıntılara yol açtı.

2003 yılına geldiğimizde, siyasi istikrarla beraber ekonomi de yükselişe geçti. 80li yıllardan itibaren 20-25 milyar dolar olan sermaye girişinin 2000li yıllarda 100 milyar dolar seviyesine çıkması da bu yükselişe işaret ediyordu.

Türkiye, 2008’deki global krizin sinyallerini görmekte gecikti. 2006 yılında gelen ilk sinyalde Türkiye, Danıştay baskınını konuşuyordu. 2007 yılında Avrupa’daki düşük faiz oranlı mortgage kredileri ikinci sinyaldi. Türkiye bu ikinci sinyalde cumhurbaşkanlığı seçimini konuşuyordu. 2008’de gelen son sinyalde ise Türkiye gündeminde, AKP kapatma davası vardı.  Bu sinyallerin ardından 2008 yılında çıkan ekonomik krizin ilk günlerinde, krizin Amerika’da kalacağı, Avrupa ülkelerine ya da dünyaya yayılmayacağı konuşuluyordu, fakat bu öngörü gerçekleşmedi. Son 8 çeyrekteki yükselişe bakarak da söyleyebiliriz ki Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında krizi en hafif atlatan ülke oldu.

Türkiye’nin şu anda en ciddi ekonomik sorununun cari açık olduğunu söyleyen Haluk Bey, dünya ve Türkiye siyasi ve ekonomik geçmişini böylece özetleyerek, gayrimenkul sektörünün bu gelişmelerden nasıl etkilendiğini anlattı.

İlk olarak, Avrupa’nın 27 kentinin yatırım perspektifini ortaya koyan 2011 yılına ait bir tablo gösteren Haluk Bey, tabloda İstanbul’un en üst sırada olduğunu göstererek, Avrupa’nın yıldızı konumunda olduğunu söyledi.

Türkiye’de, depreme dayanıklılık, teknik yetersizlik, malzeme yetersizliği, eskilik gibi nedenlerle dönüştürülmesi-değiştirilmesi gereken konut sayısının 8-9 milyon civarında olduğunu söyleyen Haluk Bey, iç göç ve nüfus artışı gibi faktörleri de göz önünde bulundurduğumuzda 10 yıllık bir planla yıllık olarak 10-15bin civarında konutun yenilenmesi gerektiğini, bu rakamın İstanbul için 550-600bin olduğunu belirtti.

Türkiye’de yapı stoku kalitesi sorunu olduğuna değinen konuğumuz, Türkiye’de mortgage kanunun 2007 yılında çıktığını hatırlatarak, 2008’deki kriz ortamında fazla gelişemediğine dikkat çekti. Türkiye için bir mortgage krizi görünmediğini söyleyen konuğumuz sözlerine şöyle devam etti;

2008 global krizi mortgage pazarından çıktı, fakat asıl sorunun yönetilemeyen finansal yükten kaynaklanıyordu. Daha fazla kazanma hırsı morgage üzerinden patlak verdi ve kriz ortamı oluştu.

Haluk Bey ayrıca, Türkiye’nin mortgage pazarının halen prematüre olduğunu ve gelişmeye ihtiyacı olduğunu vurguladı.

İstanbul’un merkezi iş alanları içinde ve dışında ciddi bir ofis stokuna da ihtiyacı olduğunu belirten Haluk Bey, Avrupa kentleriyle İstanbul’u karşılaştırarak, konutun yanında ofis, alışveriş merkezi, endüstriyel tesis, lojistik stokunun da geliştirilmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin en önemli sorununun cari açık olduğuna işaret eden konuğumuz, gayrimenkul sektörünün bu sorunu çözmekte en elverişli sektör olduğunu belirtti. Gayrimenkul sektörünü yabancı sermayeye açarken fiyatlandırmanın da çok iyi planlanması gerektiğini ekleyen Haluk Bey, bu konuda İspanya’nın iyi bir örnek olduğunu belirtti. Bunun yanında, kentsel dönüşüm yaparken dünya trendlerini takip etmek zorunda olduğumuzu söyleyerek Yeşil Teknoloji’nin önemini vurguladı. Kendisi de Çevre Dostu Yeşil Binalar Konseyi Başkanı olan Haluk Bey,

  • Enerji verimliliği sağlayan,
  • Su geri kazanımlı,
  • Yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanan,
  • Yeşil teknolojiyle geliştirilmiş malzemeler kullanan

Şeklinde özetlediği Yeşil Bina teknolojisinin, gayrimenkul sektöründe değerleri bir üst seviyeye terfi ettirmeyi sağlayacağını anlattı. Tamamen yeşil teknolojiyle dolatılmasa bile enerji verimliliği gözetilerek yapılacak binaların ciddi boyutlarda tasarruf sağladığını sözlerine ekledi.

İstanbul’da oluşturulması planlanan 5 şehre de değinen Haluk Bey,

İstanbul’u fethettik, şimdi de onu kendimizden fethedip kurtarmamız gerekiyor.

Dedi ve bu projenin doğru planlanıp doğru uygulanırsa başarıya ulaşabileceğini söyledi.

Türkiye’nin İstanbul’dan ibaret olmadığını hatırlatan konuğumuz, büyük firmaların diğer kentlere yönelerek öncülük etmesi gerektiğini ve böylece diğer kentlerin de değer skalasının yükseleceğinin -yükselmesi gerektiğinin- altını çizdi.

İstanbul’un ulaşım arterlerinin gelişmeye ihtiyacı olduğunu söyleyen Haluk Bey,

Büyümekten ve yatırım yapmaktan korkmamak lazım. İstanbul’un ulaşımının geliştirilmesi lazım; bu, İstanbul dışında oluşturulacak yeni cazibe merkezlerine engel değil

Diyerek, İstanbul’un yükünü azaltmak için her iki çözümün de geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Soru-cevaplarla samimi ve interaktif bir ortamda geçen 21. Divan Sohbeti’nin sonunda Haluk Bey’e, bir ebru gül ile teşekkür ettik.

Not: Haluk Bey’in sunumuna buradan ulaşabilirsiniz: http://bit.ly/t2alHL