Anasayfa » Haberler » Sosyal ve Kültürel Etkinlikler » Diğer sosyal etkinliklerBoğaziçi Konak’ta ağaçların dünyasına açıldık!
Boğaziçi Konak’ta ağaçların dünyasına açıldık!
12 Kasım 2010       

Ekim ayının son günü ağaç ve bitki tanıma gezisinde öğrenciler, mezunlar, mezun aileleri ve çocuklar Boğaziçi Konak’ta bir araya geldi.

Boğaziçi Konak, Rumelihisarı’nın hemen yakınlarında İstanbul’un fethine tanıklık etmiş sekiz dönümlük bir bahçe içerisine kurulmuş, yapımı 120 yıl öncesine tarihlenen taş bir bina…

Sekiz dönümlük ağaçlıklı bahçe içerisinde İstanbul’un günden güne yok olan tabii güzelliklerinin bir numunesini içinde barındıran, yüzlerce ağaca, bülbüllere, saka kuşlarına, alacabaştankaralara, guguk kuşlarına, serçelere, sincaplara, kirpilere, gelinciklere, kedilere ev sahipliği yapan bâkir bir alan… Bir nevi sığınma sahnesi… Senaryosu olmayan şehircilik felaketi filminden arta kalan bir sığınma sahnesi… Aşağıdaki fotoğraf, bahsettiğimiz sahneyi özetler mahiyette…

Türbesi yıllar önce talan edilen Fenerlitürbe sokağının yedi kapı nolu Konak bahçesinden, dallarını boğaza doğru uzatmış bir yaşlı ağaç… Fotoğrafta su, deniz ve ağaç bir arada… Özlemini çektiğimiz ama her zaman görmeye pek alışık olmadığımız bir iftihar tablosu…

İşte böyle bir manzara etrafında 14’ümüz çocuk olmak üzere toplam 51 kişi, 31 Ekim Pazar günü Boğaziçi Konak’ta bir araya geldik.

Gündemimizde bu kez, Boğaziçi Konak’ın sekiz dönümlük bahçesindeki birbirinden farklı çiçekleri, ağaçları ve her mevsimde ayrı bir güzelliği olan bitki örtüsünü tanıma fikri vardı.

Küçük-büyük hepimiz, dikkatlerimizi rehberimiz, peyzaj mimarı Ayşenur Yener’in anlattıklarına verdik… Oya ağacının, porsuk ağacının, sigara ağacının, çoban püskülünün ismini belki çoğumuz ilk defa duydu…

Çocuklar, ellerine aldığı ağaç yapraklarına ve göğe doğru uzayıp giden ağaçlara bu kez daha bir bilinçle baktı…

Kurucular Kurulu Üyemiz İhsan Kabil’in kızı Şefika, Konağın münbit topraklarında yetişen bir mantarı eline aldı ve bu “tarihi an”, Fatih Üniversitesi Öğretim üyesi Dr. Ahmet Yaşar arkadaşımızın deklanşöründen geçerek, aşağıdaki yerini buldu.

Dört duvar ve bitişik nizam evlerden sokaklara doğru taşan üç-döt metrekarelik balkonlar çocuklara yetmiyor, beton daireler dar geliyor çocuk ruhlara… Çocukların canı sıkılıyor… Geniş parklar, oyun alanları, bahçeli evler, çocukların hayalini kurduğu, içinden. yeşil, ağaç ve toprak geçen arkadaşlık hikayeleri artık yazılmıyor.

Çelgelköy’de oturan çocuklar bile işte bu türden bir özlemle “Park, park, park” diye başlayan şiirler yazıyor…

İşte bu yüzden çocuklar yeşili, çimeni, ağacı bir arada bulunca koşup oynuyor ve bir kez gelen çocuk babasına tekrar tekrar “Baba bizi Boğaziçi Konak’a götürsene!” diyor… Çocuklar merat etmeyin! Yaz aylarında ailelerinizle birlikte Konak bahçesinde geçireceğiniz uzun kamp geceleri olacak inşaallah.

Bu çocuklardan biri de Asude Bahar… Asude belki de ilk defa böğürtlen gördü…

Mütevelli Heyeti Üyemiz Sadık Yener Ağabeyimiz üzerinden bir yaz geçmesine rağmen lezzetinden pek bir şey kaybetmeyen böğürtlenlerin tadına bakınca bizler de öyle yaptık ve böylece, şair Osman Bülent Manav’ın mısralarına kulak verdik:

(…)

“Böğürtlenler, yarpızlar, kuşburnular nerede?
Nerede çekirgeler? Baykuşlar nerdesiniz?
Göçüp gittiniz mi hep masallar ülkesine?

Oysa bana sevmeyi sizler öğretmiştiniz;
Sevgiyi, gözyaşını, tefekkürü, korkuyu!
Yaylanın yerlileri, sahipleri sizsiniz…

Öylesine özledim o büyülü diyarı,
Kekik öbeklerini, karpuz çatlatan suyu,
Yıllardır yorulmadan şakırdayan pınarı…

(…)

İşte bu özlemle rehberimizin sözlerini dikkatlice dinledik. Yediden yetmişyediye ağaçları, çiçekleri bir bir tanıdık…

Konak bahçesinde, bahçenin içerisinde uzayıp giden koruluk alanda birbirinden farklı cins ve özelliklere sahip onlarca farklı ağacı tanıdıkça mutlu olduk.

Aramıza kimi zaman hüdayinabit ağaçlar girse de hep birlikte bir fotoğraf karesine sığmaya çalıştık.

Gün akşama dönünce bu kez Boğaziçi Konak’ın taş binasından içeri adım atarak Meltem Hanım’ın bizler için özel olarak pişirdiği etli pilavın tanıda baktık, küçük-büyük hepimiz günün yorğunluğunu taze çaylar eşliğinde atmaya çalıştık.

Ve güzel olan hemen her şey gibi Boğaziçi Konak’ta geçirdiğimiz üç-dört saat de tatlı hatıralar ve tebessümlerle bitiverdi…

İbrahim Ethem Gören