Anasayfa » Haberler » Sosyal ve Kültürel EtkinliklerBahar Dönemi Erkek Öğrenciler Sabah Namazı Programı 5 Nisan Pazar Sabahı Gerçekleşti
Bahar Dönemi Erkek Öğrenciler Sabah Namazı Programı 5 Nisan Pazar Sabahı Gerçekleşti
13 Nisan 2015       

Her dönemde olduğu gibi lâle mevsiminin geldiğini müjdeleyen bahar döneminde de BÜ öğrencileriyle birlikte sabah namazı ve sohbet programında bir araya geldik. Bu kez öğrencilere sayıları 10 kadar olan mezun ağabeyleri de eşlik etti.

db1

İlk gün ışığı camla selamlaşmazdan önce Rumelihisarı Şehitlik Dergahı’ndan; Boğaziçi Üniversitesi Kuzey Kampus Kütüphane önünde bir araya geldik… Bizleri Beşiktaş Dolmabahçe Bezm-i Âlem Valide Sultan Camii’ne götürecek servislerimize bindiğimizde sabahın bereketi gönülevlerimize dolmaya başladı.

Dolmabahçe Camii’ne vardığımızda 40’ar kişilik saflardan üç adet teşkil ettik. Eskiler, camiinin bir zamanlar son cemaat yerine kadar dolduğundan bahisler açar. İnşa edilerek ibadete açılmasının ardından geçen 100 yıldır cemaatine hasret olan cami 100’ü aşkın aydınlık yüzü misafir edince camiinin imamı da bu duruma kayıtsız kalmadı. Namaz sonrasında zikir ve tevhid elfazını hocaefendinin rehberliğinde hep birlikte talim ettik. Ardından, hocaefendi hâlâ hafızamızda canlı olan sohbetini gözlerimizin içine bakarak mülayim lisanıyla irad etti. Ebu Hureyre’nin (ra) Sevgili Peygamberimizden rivayet ettiği   aşağıdaki yer alan hadis-i şerif etrafında eskilerin efradını cami a’yarını mani dediği tarzda sohbet etti.

“Yedi kişi var, Allah onları hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde kendi gölgesinde gölgeler: Adil imam, Allah’a ibadet içinde yetişen genç;Tekrar dönünceye kadar kalbi mescide bağlı olan kimse, Allah için birbirlerini seven, Allah rızası için bir araya gelip, Allah rızası için ayrılan iki kişi; Güzel ve makam sahibi bir kadın tarafından davet edildiği halde: “Ben Allah’tan korkarım.” deyip icabet etmeyen kimse; Sağ elinin verdiğini sol eli görmeyecek kadar gizli sadaka veren kimse; Allah’ı tek başına zikrederken gözlerinden yaş boşanan kimse.”

Sohbetin ardından imam efendinin etrafında büyükçe bir hilâl oluşturarak fotoğraf çektirdik, camiinin dışında da yine hep birlikte Tarık Altuncu kardeşimizin objektifine baktık ve ardından kahvaltı mekânımız olan Saat Kulesi Restoran’daki yerimize geçtik…

db5

Çayları yudumlamaya başladığımızda öğrencilerle hasbıhal etmek üzere vakfımızın kurucular Kurulu Üyesi Mustafa Özel geldi… Çay, simit, Boğaziçi tadında bir sohbet için artık her şey hazırdı.

Vakıf Başkanımız Haluk Dortluoğlu öğrenci ve mezunların her daim yanında ve yakınında bulunduğumuzu, her daim hizmetlerine hadim olduğumuzu söyledi. Boğaziçi Üniversitesi’nde hizmetlerde bulunan öğrenci gruplarını temsil eden arkadaşlarımız okul civarında yaptıkları ilmî ve irfanî çalışmaları dillendirdiler.

Söz Mustafa Özel Hoca’ya gelmezden önce bir arkadaşımızın Seyyid olduğu söylendi… Mustafa Hoca da nesebinin Abdülhakim Arvasi Hazretleri’ne ulaştığını söyleyerek, bu toprakların insanlarının nesep ilmine sahip olduğunu, kuşaklar boyunca atasını, dedesini tanıdığını lakin batı toplumlarında iki nesil sonrasının izine varılamadığını belirtti ve haziruna “Millet olmak ne demek? Medeniyet olmak ne demek?” sorusunu yöneltti ve şöyle bir tesbite imza attı: “Medeniyetleri muhacirler kurar. Kurmak kolay yaşatmak zordur. Hiçbir ciddi organizasyon dışarıdan yıkılmaz, içeriden yıkılır. Büyük organizasyonları muhacirler kurar, devşirmeler devam ettirir.”

db9

Mustafa Özel’in ulus-devlet; birey-medeniyet özelindeki analizlerine iki paragraf halinde paylaşalım:

“Dünyamızda 200 kadar devlet, dolayısıyla da o kadar ulus (nation) var. Ulusluk, devletliğin bir fonksiyonudur. Önce bir devlet kurulur, sonra ona uygun bir ulus tanımlanır. Garibaldi ve Mazzini gibi öncüler 150 yıl kadar önce İtalyan birliğini sağlayınca, Mazzini’nin şöyle dediği rivayet edilir: “İtalya’yı yarattık, sıra İtalyanları yaratmaya geldi.” Moda tasarımlarından çok da farklı olmayan bu kreasyon süreci İslâm toplumlarında başarısız oldu, çünkü DİN medeniyetin ve dolayısıyla siyasal imgelemin ana öğesi olmaya devam etti. O kadar ki, kuruluşundan ancak 90 yıl sonra cumhura reisini doğrudan seçtiren Cumhuriyetimizde, iki ulusçu partimiz bir araya gelip, dindar bir adaya karşı, daha önce muhtemelen hiç tanımadıkları ve adını telaffuzda zorlandıkları başka bir dindar adayı desteklediler ve hezimete uğradılar. Türkiye siyasetinde dini paranteze alma projesi tutmadı.

Batı dışı hiçbir yerde de tutmuş değil! Bugünkü 200 kadar devletin üçte ikisi yaşça benden daha toy ve köksüzdürler. Ben hiç değilse beşinci dedemin adını biliyorum, onlar bir iki darbeci generalden sonra sömürgeci efendilerine ulaşıyorlar. Yani gerçekte 200 devlet yok, yarım düzine hâkim gücün oluşturduğu (ve BM Güvenlik Konseyi’ne sigorta ettirilen) bir “Uluslararası Sistem” var. Ve bu sistem çatırdıyor. Dünya 5’ten büyükse, Türkiye hem kendi bölgesini toparlama gücü olan; hem de dünyanın diğer birçok ülkesine örneklik etme yeteneğine sahip bir Merkez Ülke’dir. Buna inanmayanlara “gâvur” diyorum ben!”

Duyuru ilanında öğrenci arkadaşlarımızı Dolmabahçe’de, namaza, kahvaltıya, sohbete ve geziye davet etmiştik. Namaz, kahvaltı ve sohbet tamam olunca bu kez sıra Dolmabahçe Sarayı’nı gezmeye geldi. Sarayda ecdadımızın mimaride, sanatta ve estetikte ulaştığı seviyeyi hayranlıkla müşahede ettikten sonra başka bir programda bir arada olmak dileğiyle birbirimize “selamün aleyküm” dedik.