Anasayfa » DuyurularAmerika halkı tüketim uzmanı: Her şeyi satın alır!
Amerika halkı tüketim uzmanı: Her şeyi satın alır!
22 Ekim 2008       
Divan Sohbeti-V güzel bir Pazar sabahında, güzel bir mekânda, güzel bir atmosferde gerçekleştirildi. Uzun zamandır görmediğimiz arkadaşlarımızla bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadık.
 
Rowen Üniversitesi Öğretim Üyesi (ABD) ve Amerikan Türk Ticaret Odası Başkanı Prof. Dr. İhsan Işık Beyin konuşmacı olarak katıldığı ve son günlerde yaşayageldiğimiz finans krizi hakkındaki değerli görüşlerini paylaştığı sohbet, katılan üyelerimiz açısından yaşanan gelişmeleri yorumlama bağlamında oldukça faydalı oldu.
 
Divan Sohbetimiz, Vakıf Başkanımız Tuncay Dinç Beyin, “Boğaz”a ve Boğaziçi Üniversitesi’ne nazır, nezih mekânda düzenlediğimiz kahvaltı sonrasında yaptığı kısa selamlama konuşmasıyla başladı. Dinç konuşmasında yaz tatilinin ardından yeniden başlayan Divan Sohbetleri zincirinde, önceki dönemde olduğu gibi, mezun ve mensuplarımız arasındaki bilgi ve tecrübe birikiminin paylaşılmasına imkân tanıyacak konu ve konuklarla camiamızın hizmetinde bulunma gayesine vurgu yaptı.  
 
Yeni dönemin ilk Divan Sohbetinin moderatörlüğünü Mütevelli Heyeti Üyemiz Doç. Dr. Lokman Gündüz yaptı.
 
Doç. Dr. Lokman GÜNDÜZ
Öncelikle hepiniz hoş geldiniz. Bugün burada, son dönemde küresel boyutta yaşanan finansal krizin analizini yapacağız. Öncelikle sizlere bugünkü sunumu gerçekleştirecek hocamızı takdim etmek istiyorum.
 
Prof. Dr. İhsan IŞIK hocamız, merkezi Amerika’da bulunan Rowan Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapmaktadır. Kendisi son dönemde yaşanan kriz hakkındaki bilgi ve düşüncelerini bizimle paylaşacak, ilk yarım saatlik süre içinde. Sonra da soru-cevap kısmında sorularını yanıtlayacak.
 
Buyurun İhsan hocam söz sizin.
 
Prof. Dr. İhsan IŞIK
Herkese hayırlı sabahlar diliyorum. Öncelikle burada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyduğumu belirtmek isterim. Bu vesileyle Lokman Hocama teşekkür ederim. Kendisiyle bir kriz döneminde tanışmış ve dost olmuştuk. Kaderin cilvesi ki gene bir kriz sonrasında birlikteyiz.
 
Ben Amerika’da New Jersey’de yaşıyorum ve şu anda yangın benim mahallemde. Özellikle son bir yıldır, yaşanan finansal problemlerle ilgili sorular soruyoruz, sorumlu kim, hasarın boyutu ne diye araştırıyoruz. Bu krizle birlikte, önceden ekonomi konusunda referans gösterilen Batı medeniyetinin güvenilirliği bir sarsıntıya uğradı aslında, fakat işin ilginci, bu krizde esas olarak sorunun merkezinde yer alan bankaların ve bankacılık sisteminin yaklaşık iki yüz yıllık geçmişi köklü ve güvenilir kurumlar olması. Köklü bir sistemde yaşanıyor aslında bu sıkıntılar.
 
Şu çok açık, bütün dünyayı tehdit eden mali kasırganın merkezinde mortgage piyasası, mortgage piyasasının merkezinde ise kişiler var ve aslında mevcut kriz, her yönüyle bir tüketici krizi.
 
Şu andaki FED Başkanı, aslında 1929 krizi uzmanı… Şu anda da krizin nedenlerini sorgulayan uzmanlar, bu krizin köklerini 1929 krizine dayandırıyorlar. Daha önce de dünya çapında büyük krizler olmuştu ama şu anda yaşanan kriz, tabiri caizse “Ağanın evinde” oldu.
Mesela Asya krizinde dünya bu kadar sarsılmamıştı. Hatta o dönemde Amerika ekonomisi “altın yıllar” yaşamıştı. Şu anda ise durum daha ciddi ve krizin bu kadar uzun sürmesi aslında insanları kaygılandıran unsurların başında geliyor.
 
1929’da yaşanan krizde finansal kaynaklar zayıftı. O dönemde “Merkez Bankaları” da yoktu. Kriz döneminde kredi verme şartlarıyla ilgili ciddi düzenlemeler getirildi ve bankaların her yere kredi vermesi önlendi, bu durum, bankaların kârlılığını azalttı ve sadece güçlü bankalar ayakta kalabildi.
 
Tabi ayakta kalan bankalar daha güçlü hale geldiler zamanla ve 70’lere geldiğimizde finans piyasaları yeniden “gözde” hale geldi. Bir yerde bal varsa orada “sineklerin” olmaması kaçınılmaz. Bankacılık ve finans sektöründe durum biraz böyle oldu, bankalar çok kârlı kurumlar haline geldiler, çok miktarda kredi kullandırdılar. Tabii insanlar da bu kredileri alıp kullandı. Sektördeki bu kârlılık oranı, piyasadaki diğer aktörleri de finans sektörüne girmeye zorladı. Burada şöyle önemli bir faktör de var. Önceden köylere bilgi, şehirden gelen insanlar tarafından getirilirdi. Artık insanlar direkt olarak bu haberlere/bilgilere ulaşıyorlar. Şehirde var olan zenginlikleri görüp onlara sahip olmak istiyorlar. Dolayısıyla 10 yıl sonra elde etmeleri gereken şeyi, kredi kullanarak “şimdi” elde etmeye kalkıyorlar. Bu durum da tüketimi zorluyor. Bu duruma “Bugünün geleceğe tahakkümü” deniyor.
 
Son zamanlarda inanılmaz bir sermaye birikimi var. Bu birikim, hak etmeden önce bir şeylere sahip olmak isteyen insanlara kullandırılıyor ve 10 ya da 20 yıl sonra iki üç misliyle geri alınıyor. İnsanlar çok fazla düşünmeden “sahip olma hırsıyla” büyük yüklerin altına giriyorlar. İşte bu durum da finans ve bankacılık sektörünü çok kârlı bir hale getiriyor.
 
Bankacılık sektörünün ve finans departmanlarının bu kadar kârlı hale gelmesiyle, daha önce de bahsettiğim gibi bir çok argüman, sektöre hücum etti, bu durum bankaların kârlılığını ve hareket alanını kısıtladı. Bu durumda belli seçenekler belirdi: ya sektörü terk et, ya birleş ya da küçül. Bundan sonra bankalar lobi gücünü kullanıp faiz sınırlarını esnettiler ve daha önce girmedikleri sektörlere girdiler. Bir nevi finans sektörünün “wal-mart”ı oldular. Dolayısıyla sektör yeniden 1930’lardaki gibi riskli bir yer haline geldi.
 
Her şey aslında bir şeylerin bozulmasından kaynaklanıyor. Hırs nedeniyle denetçiler, finansörler sistemin bozulmasına neden oldu.
 
Biraz geriye gidelim. 2001’de 11 Eylül saldırısı meydana geldi. Teröristler ne yaptı? Gittiler %70’i tüketime dayanan bir toplumun tüketim merkezini vurdular! Saldırıdan sonra Amerikan Başkanı “Bu teröristlere verebileceğiniz en güzel cevap günlük hayatınızı devam ettirmeniz olacaktır” dedi, yani halkına tüketmeye devam etmelisiniz dedi. Amerika için tüketim bu kadar önemli. Amerikan halkı tüketim uzmanı. Bu halk her şeyi satın alır.
 
Sistem öyle bir işliyor ki Amerika’nın tüketimi diğer ülkeler için de önemli. Köylü yumurtasını kime satmak zorunda: tabi ki kasabalıya. İşte Amerika şu anda dünyanın kasabası durumunda. Bütün ülkeler ona yaptığı ihracat oranında büyüyor, bu nedenle dünya üreten, Amerika tüketen bir yer oldu. Özellikle 2001 saldırılarından sonra tüketim musluğunu daha da açtı Amerika ve enflasyon Çin ve Hindistan’a yapılan ithalat sayesinde önlendi.
 
Hem Merkez Bankaları hem de dünya üzerinde biriken sermaye, ABD piyasasına sunuluyor, sunulan bu fonu yöneten finansçılar da haliyle çok önemli bir hale geldiler. Kâr elde edebilmek için bankacılar, kendilerine yatırılan paraları kredi olarak dağıttılar, işte tüketen toplumun emrine verilen bu devasa krediler kontrolden çıktı ve şimdi krize neden oldu.
 
Bilindiği üzere sermaye piyasalarında temel oyuncu şirketler; mortgage piyasalarında bireylerdir. Bütün dünyayı tehdit eden mali kasırganın merkezinde mortgage piyasası, mortgage piyasasının merkezinde ise kişiler vardır.
 
Dolayısıyla, mevcut kriz nereden bakarsanız bakın bir tüketici krizidir. Aşırı kâr hırsıyla uluorta büyük bir `günah işlenmiştir`. Bankaların gözünü aşırı hırs bürümüştür. Bankalar sonunda toplumun temel taşı olan aileye musallat olmuştur.
 
2. Dünya Savaşı’ndan sonra bankaların en hızlı büyüyen kredi çeşidi bireysel kredilerdir. Şirketler ve devletler mali piyasalara artık direkt erişebildiklerinden ve daha sofistike olduklarından, bankaların gözdesi olmaktan çıkmışlardır. Bankaların bugün yeni sevgilileri bireylerdir; özellikle de `öğrenciler`, `kadınlar`, `ihtiyarlar`, `eğitimsizler`, `göçmenler` ve `azınlıklar`. Bu marjinal gruplar, daha önce sistemin nimetlerinden uzak tutuldukları için, bu yakın ilgiyi çok sevmişlerdir ve uzun zamandır vur patlasın çal oynasın süren partiye daveti hemen kabul etmişlerdir. Yalnız partinin sonuna yetiştiklerini henüz fark etmiş değiller. Yani partide müzik hâlâ devam ediyor. Müzik kesildiğinde olan olacak!
 
ABD’de birçok mağdur, bankaların kendilerini kandırdıklarını ve yeteri kadar bilgilendirmediklerini iddia ediyor. Doğrudur, Amerikan Merkez Bankası piyasaları yıllar boyu paraya boğmuştur, kasaları dolup taşan bankalar da önüne gelen herkese -bin bir şaklabanlıkla- kredi dağıtmıştır. Yalnız bu krizde madalyonun bir de öbür yüzü var. Kişisel finans öğretileri aylık mortgage ödemelerinin brüt gelirin %25`ini, toplam borç ödemelerinin ise %35`ini geçmemesini öngörür. Hal böyle iken, gelirinin üzerinde maceraya girenlerin hiç mesuliyeti yok mu? Kolayca ayartılan ve hesabını kitabını şaşıran kişilerin hiç vebali yok mu?
 
John Bryant adlı bir toplum lideri küresel krizin temelinde `finansal cehaletin` yattığını düşünüyor. Bu yüzden, 1992`de fakirlere ve zayıflara danışmanlık ve eğitim vermek üzere ülke çapında `Ümit Operasyonu-OPERATION HOPE` projesini başlatıyor. Şu an finansal eğitim konusunda Başkan Bush`un kurduğu komiteye de başkan yardımcılığı yapan Bryant, `Para gerçekten büyük bir tabu!` diyor: `Herkes ona sahip olmak istiyor ama kimse tabiatını anlamıyor. Doğru dürüst yönetmeyi bilmiyor, hakkında konuşmaktan müthiş çekiniyor. Açgözlülüğü, bankaların alaveresini dalaveresini aradan çıkartın, bu krizin ana sebebi –Kaf Dağı nispetinde- finansal cehalettir`.
 
Tarihin hiçbir döneminde borç almak ve imkânlarının üzerinde yaşamak hiç bu kadar kolay olmamıştır. Pek tabii ki bu kadar borçlanmanın bir bedeli vardır. Sürekli olarak günlük enerji ihtiyacınızdan daha çok yerseniz obezite, gelirlerinizden daha fazla harcarsanız da iflaslar kaçınılmazdır. Nitekim son senelerde iflas edip alacaklılara karşı federal korunma isteyen aile sayısında büyük bir patlama olmuştur. Yıllar süren bol ve ucuz para ortamı ev fiyatlarını her yerde şişirmiş, saadet zincirini sürekli beslemiştir. Fiyatlar açıklanamaz bir noktaya gelince de, kalabalıktan birisi `kral çıplak!` demiş ve birden film kopmuştur. Evler ülke çapında %20, kimi yerlerde ise %40 kadar değer kaybetmiştir. Bu zararlar krizin sadece mukaddimesidir; daha kötüsü geridedir.
 
ABD’de birçok kişi hafif bir ters rüzgârla alabora olacaktır. Dahası, krizin menşei olan sub-prime krediler daha çok Amerikalı siyahiler ve hispaniklere verilmiştir ve bu gruplar tarihlerinin en büyük servet kaybıyla yüz yüzedir. Bu gelişmeler de Amerika’nın sosyal dokusunu tehdit etmektedir.
 
Zenginler, fakirlerin emanetçisi olmak zorundadır. Biriken sermayeyi sosyal şekilde dağıtan, topluma hizmetler sunan kişi olmalıdır zengin kişi. Şu anda bu anlayış yok. Bunun yerine açgözlülük hâkim, bu açgözlülük sistemin tıkanmasının da temel nedenlerinden birisi.
 
Benim söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. Dinlediğiniz için hepinize teşekkür ederim.
 
(…)
 
Sayın IŞIK’ın konuşmasının ardından soru cevap kısmına geçildi.
 
(…)
 
Soru
Ekonomisinde kriz olan bir ülkenin parası nasıl oluyor da uluslararası piyasada yükselebiliyor?
 
Prof. Dr. İhsan Işık
Normal şartlar altında bir ülke parası böyle bir durumda düşerdi ama USD farklı özelliklere sahip. Birincisi, uluslararası rezerv para, ikincisi, dünya piyasasında %65’lik bir egemenliğe sahip ve uluslararası anlamda insanların sığındıkları, kaçarken kullandıkları bir para… Bu nedenler, doları diğer paralardan farklı kılıyor.
 
Dr. Mustafa ÖZEL
Ben de şunu eklemek isterim. Kredi konuları finansal olabilir ama para politik bir konudur. Paraya güven, arkasındaki devlete güvendir. Henüz ABD’nin dünya çapında bir rakibi yok. Şu anda bir Avrupa Birleşik Devletleri olsaydı ve kriz karşısında dik durabilseydi şu anda Euro yükselecekti muhtemelen.
 
Soru
Yıllar önce boruların çatlamasını önceden belirlemeye çalışan bir deney izlemiş ve çok etkilenmiştim. Eldeki veriler ışığında kimse boru çatlayacak diyemedi mi, bu kriz bir anda mı ortaya çıktı?
 
Doç. Dr. Lokman GÜNDÜZ
Aslında sorunu herkes görüyor ama zamanlama konusunda kimse bir şey diyemiyor, kimse felaket tellalı ya da kötü adam olmak istemiyor.
 
Dr. Mustafa ÖZEL
Amerika halkı başka ülke insanlarının tasarrufuyla harcama yapıyor. Bankalar kredi dağıtırken normalde belli bir risk var. İşte Lehman Brothers gibi kurumlar, riskli mevduatlara dahi sigorta yaptığı için bankalar da daha fazla kişiye daha yüksek risk alarak kredi dağıtıyorlar. İşte bu durum yaşanan durumun temel dinamiğini oluşturmuştur.

 

Soru-cevap kısmı bittikten sonra Kurucular Kurulu Üyemiz Dr. Mustafa ÖZEL,  Prof. Dr. Ihsan IŞIK’a teşrifi için teşekkür ederek, kendisine bir tezhip levhası hediye etti.
 
 
Mustafa Öztürk
BÜ PDR 2006