Anasayfa » Haberler » Kariyer Gelişimi Etkinlikleri » Kariyer Festivali9’uncu Kariyer Festivali Sabancı Öğretmen Evi’nde Gerçekleşti
9’uncu Kariyer Festivali Sabancı Öğretmen Evi’nde Gerçekleşti
12 Mayıs 2015       

Türksat ana sponsorluğunda 9 Mayıs Cumartesi  günü 9’uncusunu düzenlediğimiz Kariyer Festivali 350 öğrenci-mezunumuz ve ülkemizin önde gelen 30 kurumunun katılımıyla Sabancı Öğretmen Evi’nde gerçekleşti.

kf3

09.30’da kahvaltı ile başlayan program, Mütevelli Heyeti Başkanımız Haluk Dortluoğlu tarafından yapılan açılış konuşması ve ardından Hamilik Okulu Vakfı Başkanı Barbaros Ceylan’ın yaptığı meslek bilinci ve iş ahlakına değindiği konuşması ile devam etti.

Mütevelli Heyeti Başkanımız Haluk Bey “Her yıl Kariyer Festivali vesilesiyle yeni yüzleri görüp tanışmak ve bir araya gelme imkânı buluyoruz. Bu çatı altında yürüttüğümüz hayır hasenat faaliyetlerinin her geçen gün artarak devam ettiğini görmekten büyük memnuniyet duyuyoruz.” sözleriyle başladığı konuşmasında BYV’nin hem kurucularının hem de şu andaki genç arkadaşlarımızın katkılarıyla, BÜ camiasında bizim manevi değerlerimizi ayakta tutup onlarla beraber bu modern hayatın içerisinde sağlam, iddialı bir yer tutmanın mümkün olduğunu gösteren bir camia olduğunu ifade etti.

Modern dünyanın getirdiği meydan okumalarla her geçen gün bir vesileyle yüzleştiğimizi belirten Haluk Bey: “ Biz bir taraftan hem kullandığımız terimler hem de iş hayatı, akademik hayat, kamu sektörü gibi bulunduğumuz ortamlarda kendi değerlerimizi bir taraftan taşıyarak, ahlaki anlamda kaygılarımızı ve kendi maneviyatımızı ayakta tutarak, bir taraftan da buralarda vazifemizin hakkını vererek nasıl durabiliriz sorusuna cevap arıyoruz.  Biz insan olmak ve insan kalmanın bu dönemde nasıl olabileceğine cevap aranan yere Boğaziçi camiası içinde Boğaziçi Yöneticiler Vakfı diyoruz.” dedi.

kf13

“İnşallah hem manevi değerlerimizi ayakta tutup yükselterek, hem de çağın getirdiği sorulara, sorunlara hakkıyla cevap vererek insan olarak vazifemizi yapmak ve bu kısa ömür içerisindeki sorumluluğumuzu hakkıyla yerine getirmek hepimize nasip olsun diyelim.” diyen Mütevelli Heyeti Başkanımız Haluk Bey sözlerini şu dua ve temennilerle bitirdi:

“İnşallah bu program burada bulunan yeni mezun ya da mezun olmak üzere olan arkadaşlarımızın hayırlı ve iyi bir iş bulmalarına vesile olur. Sizleri buralarda mezuniyet sonrasında da görmek istiyor, katkılarınızı bekliyoruz. “

Haluk Bey’in ardından sözü alan Hamilik Okulu Vakfı Başkanı Barbaros Ceylan, hitap ettiği topluluğun çok güzel ve hayırlı bir topluluk olduğunu vurgulayarak, Kariyer Festivali gibi çalışmaların devamının gelmesini ümit ettiğini belirtti.

Salondaki katılımcıların çoğunun öğrenci olduğuna dikkat çeken Ceylan “Hoş geldiniz meslek hayatına, hayata, hayata yeni atılan genç arkadaşlar, genç insanlar diyorum!” diyerek başladı konuşmasına…

Cenab-ı Allah’ın eşref-i mahlukat olan insanı yaratılmışların pek çoğundan üstün kıldığını ifade eden Ceylan, büyük mutasavvıf Ahmet Yesevi Hazretleri’nin hocası olan Yusuf Hemedani’nin insan-canlı-hayat kavramları hakkındaki ifadeleri eşliğinde çok değerli konulara temas etti.

Yusuf Hemedani’nin insanların teselli bulma mekânlarının farklı farklı olduğunu belirttiğini söyleyen Barbaros Ceylan Bey, kiminin yiyerek, içerek, gezerek, bu dünyanın mallarını biriktirerek teselli bulduğunu, bunun nefsin aşırılıkları ile insanı esfel-i safilin denen hayvandan daha aşağılara sevk ettiğini, oysaki hayatın gerçek öteki manasında teselli aranırsa insanın yaradılışın aslı eşref-i mahlukat olabileceğini ifade etti.

kf14

“Bizim kader dediğimiz o muhteşem çizgi içerisinde vazifemiz ve davamız bu. Esfel-i safilin ile eşref-i mahlukat arasında nerede bulunduğumuz..İşte imtihan da bu. Cüz’i irademizle ne tarafta bulunacaksak eğer imtihanın konusu bu oluyor, böyle tecelli ediyor. Dolayısıyla hayat, hayata atılmak, dünyaya atılmak derken, yani okullarınızı bitirip bu hayata atılmak tabiri sizler için kullanılmaya başladığında, aslında farkında mısınız bilmem ama imtihana atılıyorsunuz.” sözleriyle dikkatlerimizi çeken Ceylan şöyle devam etti;

“Hayatın içinde değil miyiz? Evet, hayatın içindeyiz. Ama birçoğumuz için hayatın bir alt şubesi olan, bir parçası olan meslek hayatına ilk defa merhaba diyeceksiniz. Meslek hayatı hayatın dünya yönü ile çok daha fazla hemhal olacağınız, alışverişinizin çok daha fazla olacağı, alacağınız, tadacağınız, toplayacağınız, biriktireceğiniz, inceleyeceğiniz vs. dünyayla hemhal olacağınız tarafına yeni başlıyorsunuz, merhaba diyorsunuz. Dolayısıyla imtihana merhaba diyorsunuz. “

Barbaros Bey bu noktadan sonra hem bu çetin imtihanı başarıyla vermenin yollarına dair, hem de meslek bilinci ve iş ahlakına yönelik olarak genç arkadaşlarımıza değerli tavsiyelerde bulundu.

Meslek sahibi olmak mesleğin sırtına basarak yükselmek değil, tam tersine mesleği sırtımıza alarak yükselteceğimiz bir iştir.

Ceylan, Ahd-i Atik’te verdiğimiz söz gereği, Allah’ın yeryüzündeki halifesi olarak O’nun adına tasarruf etme, değiştirme, dönüştürme vazifemizi meslek hayatımıza yansıtmamızın gerekliliğine şu sözlerle vurgu yaptı:

“Var olmamızdan itibaren bir meslek sahibi olma içerisinde de bir şeyleri dönüştürüp değiştirmek var. Yani iş hayatına başladıktan sonra açtığımız her telefonla, yazdığımız her raporda herhangi bir iş ilişkisiyle, bir sosyal ilişkiyle, bir üretim ilişkisiyle mutlaka varoluşun şartlarını değiştirip dönüştürüyoruz. Yani dünyayı tasarruf ediyoruz. O zaman meslek sahibi olmak bu bilgi, tecrübe, işi ve eyleyiş sadece iaşe, rızık, geçimimizi sağlamak için bize faydalı olan bir şey değil. Bunun çok daha üstünde adeta Cenab-ı Allah’a Ahd-i Atik’te verdiğimiz söz gereğince dünyayı tasarruf etmek, değiştirmek ve dönüştürmek kutsal bir iştir. Bunu çok iyi yapmamız lazım. En iyisiyle, en iyi teknikle, sanatla… Ve önce insan kıymetlidir, insan yeryüzünde bu vazifesinden dolayı bütün alemlere karşı borçludur. Bu vazifesini de ahlakla kuşatarak yapmak zorundadır. Meslek sahibi olmak öyle hiç de sadece para, pul için, kariyer için yapacağımız bir iş değildir. Meslek sahibi olmak mesleğin sırtına basarak yükselmek değil, tam tersine mesleği sırtımıza alarak yükselteceğimiz bir iştir.

Yaptığımız bütün iş ve eyleyişlerde, mesleğimizi icra ederken mesleğimizin hakkını vermek, hakkını verdiğimiz mesleğimizle eşyayı insana faydalı kılmak, yarın bir hesap gününde, mahşerde hesaba çekileceğimizin bilincinde olmak ve değiştirdiğimiz, dönüştürdüğümüz her şeyin bizden yarın lehte veya aleyhte şahitlik edeceği bilgisiyle mesleğimizi icra etmemiz lazım. İşte biz buna meslek bilinci diyoruz. Bu meslek bilincine sahip olan adama da meslek adamı diyoruz.”

“İşimiz çok zor, gerçekten çok zor. Haluk Bey’in söylediği gibi modern çağın bize sunduğu bütün bu şeyler içerisinde gerçekten insan kalmak, dünyayla hemhal olurken insan kalmak fevkalade güç bir iş.” diyen Barbaros Bey, bugün sınandığımız şeyin bundan başka bir şey olmadığını vurguladı. İş hayatında yalanla, tembellikle, gurur ve kibirle, kıskançlıkla, cimrilikle, öfke ve nefretle, zaaflarımızla, tefrika ile imtihan edileceğimize dikkat çekti. Bu noktada Barbaros Bey genç arkadaşlarımıza dürüst olmak, bize verilen emaneti canımız pahasına kollamak, kabiliyet ve kapasitemizin hakkını vermek, mütevazı olmak, kanaatkar olmak, cömert olmak, bağışlayıcı ve birleştirici olmakla insanlık faziletlerini koruyup kollamak gerektiğini salık verdi.

Hamilik Okulu Vakfı Başkanı Barbaros Ceylan Bey konuşmasını şu sözlerle noktaladı: “Bu davada en büyük yardımcınız hiç kuşkusuz Allah’tır. Bu savaşta O’nun rahmetini celp etmenin yegâne yolu ise başkalarına iyilik yapmaktır. Ancak iyilik yaparak bu er meydanında, yiğitlik meydanında insan olarak kalabilirsiniz. Bunun başka türlü bir yolunu ben bilmiyorum.”

Açılış konuşmalarının ardından bu sene “Mesleğin Serüveni: Liyakat ve Sadakat” başlığını seçtiğimiz panel bölümüne geçildi.

Mesleğin Serüveni: Liyakat ve Sadakat

Bu seneki panelimizde Akademisyen-Ekonomist Doç. Dr. Hatice Karahan moderatörlüğünde  Turkcell İnsan Kaynaklarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Seyfettin Sağlam, İstanbul Ticaret Üniversitesi Eğitim Bilimleri Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşen Gürcan ve McKinsey&Company Yöneticisi Ali Üstün’ü misafir ederek liyakat ve sadakatin mesleğin serüvenindeki yerini konuştuk. Konuşmacılarımız panel konumuzu hem sosyolojik olarak farklı perspektiflerden ele aldılar, hem de pratik uygulamalara değinerek dinleyicileri bilgi sahibi yaptılar.

kf16

Konuşmalarda şu soruların cevapları arandı;

  • İşi ehline vermek
  • Sadakatin ve liyakatin önemi
  • Bir işyerinde uzun süre çalışmak profesyonellere neler katar?
  • Bir kurumun en değerli çalışanları kimlerdir?
  • İnsan Kaynakları sadakat ve liyakatte resmin neresinde duruyor?

ODTÜ Sosyoloji bölümü mezunu olan Turkcell İnsan Kaynaklarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Seyfettin Sağlam Bey, sadakat kelimesinin kökeni olan doğrulukla başladığı konuşmasında kendi formasyonunun gerektirdiği şekilde paylaşımda bulunurken, pratik uygulamalara da yer verdi. Doğruluğun olmadığı yerde liyakatten bahsetmenin mümkün olmayacağına işaret eden Sağlam, bu iki kavramı birbirinden ayırmıyor.

Bizler dosdoğru insan olmanın peşinde olmalıyız. Bu aslında işinin ehli olmak demektir, işin gerektirdiği yeteneklere sahip olmak demektir. Bu iş hayatına girerken öncelikli tercih oluyor, sonrasında ahlaki olgunluğa bakılıyor.” diyen Seyfettin Bey ehliyet sahibi olmakla ahlaki olgunluğu birleştirmenin iş hayatında başarıyı beraberinde getirdiğine işaret etti.

“Mesleki bütünlük bizim kişisel bütünlüğümüzün bir parçasıdır. Bu varoluşumuzun çok temel noktasında bir yerlerde duruyor. Bu yüzden bizim mutlaka işe sadık olurken aslında kişisel bütünlüğümüze ve sonrasındaki hesap noktasına hazırlık içerisinde olduğumuzu unutmamamız gerekiyor. “ sözleriyle devam eden Sağlam, panelin ilerleyen bölümlerinde örnekler ortaya koyarak şu tavsiyelerde bulundu:

“Bir iş kontratı imzalarken söz verirken aslında bir başarı hikâyesinin sözünü veriyorsunuz. O hikâye tamamlanmadan, yazılmadan oradan ayrılırsanız burada problemli bir durum vardır. Ne için, neden vazgeçebiliriz? Bunun farkında olmalıyız. Doğruluk için, dürüstlük için hiçbir şeyden vazgeçmemek gerekiyor. Bu hayatımızın hep birinci kuralı olmalı. İş hayatında herkesin önüne çok önemli fırsatlar çıkmaktadır. Bunları bazen değerlendiririz bazen de değerlendiremeyiz. Bunun önemi yoktur. Bunlar imtihan vesilesidir, bizim bunlar karşısında gösterdiğimiz tavır önemlidir. Yolun sonundan çok yolun kendisi önemlidir. Biz çabalayacağız. Ama unutmayacağız ki tevfik her zamana Allah’tandır.

Diğer konuşmacımız İstanbul Ticaret Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi olan Prof. Dr. Ayşen Gürcan kamu ve akademi tecrübesine sahip.

“Liyakatiniz varsa nerede olursanız olun siz aranıp bulunabilirsiniz. Çaba sarf ettiğiniz, çalıştığınız alan neyse onu özümseyip onunla ilgili bütünleştiğinizde bir şekilde sizi o ederi yakalıyorsunuz. Nerede çalışırsanız çalışın emek sarf ettiğinizde kariyeriniz bir şekilde arkadan gelir. Verdiğiniz emekler hiçbir zaman zayi olmaz.” diyen Ayşen Gürcan iş hayatında liyakatin çok daha önemli olduğunu belirtti.

Konuşmasında aile kurmanın önemine de birçok kez vurgu yapan Gürcan, kariyeri aileden bağımsız görüyor. Ailenin kariyer sahibi olmaya engel olmadığını, bilakis kariyer için bir kamçılayıcı unsur olduğunu belirten Ayşen Gürcan, içinde yer aldığı aile üzerine yapılan araştırmalarda edindiği izlenimle, eğer bugün Türkiye’de bir bereket varsa bunun güzel meziyetlere sahip aile yapımız sayesinde olduğunu düşündüğünü ifade etti.

Panelimizin üçüncü konuşmacısı ise McKinsey&Company Yöneticisi Ali Üstün Bey’di. Kendisi de bir Boğaziçi’li olan  Ali Bey, panel konumuza daha çok sadakat açısından yaklaştı. Sadakat ve liyakati yönetim bilimi açısından ve kurumsal olarak ele alan Üstün, kişinin iş hayatında iki şeye karşı sorumluluğu olduğunu, bunun birinin kendine karşı olan, diğerininse işine karşı olan sorumluluğu olduğunu belirtti. Kişinin her iki sorumluluğu yerine getirirken yaptığının hakkını vermesi gerekliliğine vurgu yaptı.

Sadakatin öneminin ülkelere, kurumlara sektörlere göre değiştiğine dikkat çeken Ali Üstün; “Kurumsallaşmanın az olduğu, sistemlerin daha henüz oturmadığı bilginin çok rahat akışkanlık kazanmadığı ortamlarda kişilerin liyakatinden daha çok sadakati ortaya çıkar. Kişi bildiğine, gördüğüne tam olarak inanmadığı için zaman kişinin üzerinden gitmeye çalışıyor. Sistemin yerine kişiyi koyuyor. Raporların yerine kişilerin dediğine bakıyor. Bu kişinin tabii ki o kurumda belli noktalara gelmesi kolaylaşıyor. Şahsi gözlemime göre zaman içerisinde kurumsallaşma devam ettikçe, sistemler insanların yerini aldıkça liyakat biraz daha sadakatin yerini almaya başlıyor.” dedi.

kf19

Ali Bey iş hayatındaki pratik uygulamalar ve gözlemlerini anlattığı konuşmasında, festival için gelen genç arkadaşlarımıza yönelik dikkat çekici noktalara değindi. Kişinin ister iş hayatıyla yeni tanışırken isterse daha sonraki zamanlarda üç-beş senede bir kendisini yoklaması, kendisine bazı soruları sorması gerektiğini belirten Üstün şöyle dedi:

“Her çalışma ortamı, her çalıştığınız şirket, her sektör size hitap etmeyebilir, beklentinizi karşılamayıp, sizin değer verdiklerinize aynı ölçüde değer vermeyebilir. Bu bağlamda da benim en büyük tavsiyem şu olacak. İlk önce şuna karar vermemiz lazım. Ben neden mutlu oluyorum? Ben daha çok kontrol edebildiğim, iş ve aile dengeme daha rahat hâkim olabildiğim, daha az risk taşıyan, insanları yönetmek mi, yoksa nesneleri ve bilgiyi yönetmek mi, bunlardan hangisini daha çok seviyorum? Enerjimi nereden alıyorum? İnsanlarla birlikte olarak mı, yoksa kendimi köşeye çekerek mi enerjimi toparlıyorum? Eğer bu sorulara verdiğiniz cevap ben risk almayı seviyorum, ben yeni meydan okumalarla karşılaşınca enerjim motivasyonum artıyor diyorsanız, sizin kariyeriniz noktasında vereceğiniz karar biraz daha geçişken bir karar olmalı. Opsiyonlara açık olun, her zaman kendi kurumunuz bünyesinde değil başka taraflarda neler var diye, başka bir şirkette sorumluluk almak, başka bir coğrafyaya giderek nasıl kendimi geliştirebilirim noktasında fırsatları değerlendirebilirsiniz.

Yok eğer kendinize verdiğiniz cevap ben daha kontrollü, daha standart, daha ne yapıp ne yapmadığımı bildiğim, daha alışık olduğum bir iş temposu istiyorum, çok risk almayı sevmiyorum, kısa sürelerde büyük değişiklikler yapmayı sevmiyorum ve ben daha çok bilgiyi, nesneyi yönetmeyi insanları yönetmeye tercih ediyorum gibi cevaplarınız varsa, şahsi tavsiyem biraz daha bulunduğunuz kurumda kendinizi ve mesleğinizi geliştirecek imkanlara açık olun derim. Ama bu sadakatten kasıt gelişime kapalı olmak değildir. Her zaman kişi kendini geliştirmeye açık olmalıdır.”

9’uncu Kariyer Festivali, Mesleğin Serüveni: Liyakat ve Sadakat panelinin ardından 30 şirket ve kurumun stantlarını açtığı alanda devam etti. Katılımcı öğrenci ve mezunlarımız stantlarda görüşmeler yaparak iş ve staj başvurularında bulundular.