2006-2007 eğitim-öğretim başlanılan öğrenci&mezun buluşmaları programına içinde bulunduğumuz dönemde de devam ediyoruz.
 
Bu senenin ilk programı, Siyaset bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezun&öğrenci buluşmasıydı. Güzel bir Şubat gününün akşamında Siyaset Bilimi ve Uluslararası ilişkiler mezun ve öğrencileri Rumelihisarüstü’nde bir araya geldiler. Buluşma mekânımız Boğaziçi Pansiyon’un konferans salonuydu. Misafirlerimiz Siyasetin başkentinden; Ankara’dan gelmişlerdi.

 
Vakıf Başkanımız Tuncay Dinç programın amacını aktardığı açılış konuşmasında öğrenci-mezun ünsiyetinin önemine değinerek ilk sözü Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler 1989 mezunu DPT Müsteşar Müşaviri Savaş Şafak Barkçin’e verdi.
 
Savaş Bey BÜ mezuniyetini müteakiben edindiği kariyer basamaklarını anlattı. “Memur kim? İyi bir memur nasıl olur? Bir insan memur olur mu? Soru cümleleriyle başladığı konuşmasında aşağıdaki hususları zikretti:
 
“Ben 19 yıl DPT’te memurluk yaptım. Arkadaşlar memurluk atalettir. Mezuniyetinizden sonra sadece memuriyete razı olmayın. Memurluk Türkiye’ye has bir olgu. Bunun İngilizce’de karşılığını bulamazsınız. Belki bu dildeki karşılığı “bürokrat”tır. Türkiye’de enteresan bir memuriyet kültürü var. Kurumlar arasında rekabet var.
 

Memur mesleği nedir peki? Memur emir altında yaşar, haz alırmış gibi yapar! Türkiye’deki memur algısı böyle. Türkiye’de bürokrasi dönüşümünde iki dalga olmuştur. Biri Menderes’in küçük dalgası; diğeri Turgut Özal’ın büyük dalgası… Bürokrasiyi idare edebilmek önemli bir hadisedir. Özal bunu başarmıştır.
 
(…)
 
Memur, hükümetlerin ömrünü aşan bir “varlık”tır.
 
Devlet, her kültürde insan için “değer”dir. Devlete küsülmez, devlet yok; toplum var, cemaat var!
 
İstanbul’da harekete direnmeniz lazım. Ankara’da atâlete direnmeniz lazım. İstanbul’la Ankara arasında hız farkı var. Ankara’da canlı kalabilmek için okumak ve akademik hayata tutunmak gerekir. Allah, insanı çok kanatlı yaratmıştır. Ankara’da memurların içinde aydın insan çoktur. Hayatı üç şey tarif eder: Aşk, meşk ve şevk.
 
Her yerde, her devirde farklı olmak her zaman risktir. Ama farklı olmak da lazımdır. Bugün farklı bir şeyler yapınız!
 
Birçok bürokrat müsteşardan ve bakandan daha güçlüdür. Kaliteyi kimse engelleyemez.
 
Savaş Barkçin’in veciz konuşmasının ardından Tuncay Bey, TİKA Uzmanı ve Balıkesir Üniversitesi Öğretim Üyesi 1997 Siyaset Bilimi ve Uluslar arası İlişkiler mezunu Sadık Ünay’a söz verdi. Sadık Bey, “aşk, meşk ve şevk” üçlüsüne atıfta bulunarak başladığı konuşmasında aşağıdaki hususlara değindi:
 
“Öğrenciler, Siyaset Bilimi ve Uluslararası ilişkiler bölümlerinde ikinci ya da üçüncü sınıftan sonra vizyonu düşünmeye başlıyor. Talebenin kafasında şu soru beliriyor: Uluslar arası ilişkiler mezunu ne iş yapar? Uluslararası ilişkiler bir bilim dalı değil! Piyasada tarihçiler, felsefeciler, edebiyatçılar var ama uluslararası ilişkiciler yok!
 
Boğaziçi Üniversitesi farklı bir yerdir; siyaset adamının büyük olmadığı bir yerdir. BÜ’de eleştirel düşünce ön plandadır. BÜ’de tahsil yıllarında kültür ve medeniyet kavramlarının oluşturulması çok önemlidir.
 
(…)
 
Geniş perspektifli olmak her zaman mühimdir. Değerler arasında denge kurup uzun dönemli çalışmalar yapmak lazım gelir. Akademisyenliği önemseyiniz. Sonradan yapmayacaksanız da bir yerlerden başlayınız. Doktoralı iş adamı; bürokrat olunuz!
 

Akademisyenlik süreç isteyen, zaman alan bir meslektir. Akademisyenlik okulunda her gün yeni şeyler öğrenirsiniz.
 
Kaliteli insan havuzunda birikmeler başladı! Artık basit işlere de kalifiye insanlar başvuru yapıyor. Türkiye çeşitlenmeye başladı. Bu noktada Doğu ve Batı dilleri arasında bir denge kurmak lazım. İlgilizce’nin yanında ikinci bir yabancı dili daha öğrenmek gerekiyor. Mesela Çince’yi, Japanca’yı, Arapça’yı, Farsça’yı…
 
(…)
 
Boğaziçi Üniversitesi sadece bir başlangıçtır. Hiçbir zaman son değildir. Mezuniyet sonrasında akademisyenlik düşünülecekse bu noktada yeni bir bakış oluşturmak, yeni bir kavram geliştirmek –Mesela Stratejik derinlik- gereklidir. Lakin bu çok zordur. Bireysel katkılarla arkadan gelenlere yol açmak lazımdır. Bir de unutmadan; dünya-ahiret dengesini kurmak çok önemlidir.”
 
Ünay’ın konuşmasının ardından TİKA Uzmanı Fatih Bayram’a (BÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler-Tarih 1997) söz verildi. Bayram, konuşmasına asistanlığını yaptığı Halil İnalcık tecrübelerini aktararak başladı. “Sizin içerinizde sürekli yanan bir ateş olması lazım” diyen Bayram, konuşmasına şöyle devam etti:
 
“Boğaziçi Üniversitesi’nde okuyoruz diye kendinize fazlaca güvenmeyiniz. Boğaziçi Üniversitesi’nin avantajı insan unsurudur. Bunun değerlendirilmesi lazım. Bilim ve Sanat Vakfı’nın; Boğaziçi Yöneticiler Vakfı’nın; İRCİCA’nın iyi değerlendirilmesi lazım. BÜ’de şu anda bir hareketlilik var; bu hareketlilik 13. yüzyılda yaşanan ilmî hareketliliğe benziyor. O zamanlar insanlar bulundukları coğrafyadan kalkarak ilim öğrenmek için Bağdat’a, Musul’a Hindistan’a, Anadolu’ya gitmişler. Şimdi’den Anadolu’dan ve muhtelif coğrafyalardan insanlar Boğaziçi Üniversitesi’ne geliyor.
 
13. yüzyıldaki; 14. yüzyıldaki insanların derdi neydi? Evliya Çelebi’nin, İbn-i Batuta’nın derdi neydi?
 
Savaş Ağabeyimizin dediği gibi hayatı üç şey tavsif ediyor. Aşk, meşk ve şevk. Gözlerinizdeki şevki görebiliyorum.
 

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümüne, tarihle, iktisatla, sosyolojiyle, felsefeyle takviyede bulununuz. Birkaç yabancı dil öğrenmeye gayret ediniz. Halil İnalcık’a göre bir Osmanlı tarihçisi 5 dil bilmeliydi: İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça ve Farsça.
 
BÜ’de tahsil görmenin sizler üzerine yüklediği bir sorumluluk vardır. Bu sorumluluğun hakkını vermeye gayret ediniz!”
 
Programda son konuşmayı BYV Kurucular Kurulu Üyesi Erhan Erken yaptı. Aşk, meşk ve şevk kavramlarının derinlemesine tahlil edilmesi gerektiğine vurgu yaparak başladığı konuşmasında Erhan Bey aşağıdaki hususlara değindi:
 
Arkadaşlar, takım oyunu oynamak her zaman önemlidir. Her sahada takım oyunu oynamak gerekir. Siyasetçi takım oyunu oynayacak; iş adamı takım oyunu oynayacak.
 
Sadık kardeşimizin “BÜ son değildir, başlangıçtır” tesbitine katılıyor ve bu tesbiti önemsiyorum.
 
BÜ bir nimettir ve her nimetin şükrü kendi cinsiyle ifa edilir. Hayatta, bulunulan yerde iz bırakmak her zaman önemlidir. “İnsanlar uykudadır” hadisini bilirsiniz; önemli olan uykuda olmamak, iz bırakmaktır. Tabii ki burada müsbet bir iz bırakmaktan bahsediyoruz. S. Hamlin 70 yaşında bir amaca binaen İstanbul’a geliyor ve Robert Kolej’i kuruyor. Ebu Eyüp Halid Bin Zeyd El-Ensari Hazretleri bir müjdeye nail olmak için 80’li yaşlarda Medine’den kalkıyor; İstanbul’a geliyor.
 
(…)
 
Bulunduğumuz yerlerden kariyer basamaklarında hızla yükselirken iç derinliğimizi de artırmalıyız. İç derinlik olmayınca çok para ahireti kaybettirir. İnsan çok büyük âlim olur; lakin kibir onun mahvına sebebiyet verir.
 

Bununla birlikte bulunduğunuz pozisyonu hiçbir zaman yeterli görmeyiniz. Öğrendiğiniz kadar öğrenemediklerinizin de olduğunu unutmayınız. Savaş Beyin konuştuklarını da önemsiyorum. Herkesin elinde birkaç şapka olmalı…
 
Cemiyette hemen her ferdin tarihte değiştirmesi gereken yerler olmalıdır.
 
Osmanlı’da tercüme odası vardı. Buradan yetişen İttihatçılar İmparatorluğun tarihi seyrini değiştirdi. Bu bir çığırdır; tabii ki hayırda çığır açmak lazım gelir.”
 
Konuşmaların ardından soru bölümüne geçildi. Mezunlar öğrencilerin sorularına yetkin cevaplar verdi.
 
Program sonunda herkes mutlu bir şekilde evinin/yurdunun yolunu tuttu.
 
Satı Yelen
BÜ E&E